Hayret Türkiye

Devamını Oku…

Vakti zamanında bir Sultan varmış. Sultan ava çok meraklı, iyi bir avcıymış.

Devamını Oku…
07 Mart 2018 - 14:58 'de eklendi ve 1573 kez görüntülendi.


Sultan ile Çoban: Vakti zamanında bir Sultan varmış. Sultan ava çok meraklı, iyi bir avcıymış. Bir gün Sultan vezirini de yanına alıp birkaç askerle ava çıkmış.

Memlekette dağ taş bırakmamışlar, at koşturmuşlar, ama bir av bile vuramamışlar. Hava oldukça sıcakmış. İçecek suları da kalmayınca Sultan, vezir ve askerler yorgunluktan bitap düşmüşler.

Kan ter içinde kalmışlar. Sultan, bu duruma oldukça kızmış. Avı bırakıp su aramaya başlamışlar. Bir tepenin yamacına geldiklerinde bir çobanla karşılaşmışlar. Sultan, çobana selam vermiş, çoban da Sultanın selamına karşılık vermiş.

Çoban arif bir kişi olduğundan onların yorgun olduklarını anlamış. Sultanı ve avenesini yakındaki çadırına davet etmiş. Sultan da bu daveti kabul etmiş.

Fakat Sultan, kendini Sultan olarak tanıtmamış olmasına rağmen, çoban onun Sultan olduğunu anlamış. Sultan, çobandan bir tas su istemiş. Çoban da;

“Hemen su vermek isterdim, ama hanım ve çocuklar aşağıdaki dereden su getirmeye gittiler, gelsinler size su ikram edeyim” demiş.



Tabi bu arada suyun gelmesini beklemişler, aradan bir müddet geçmiş. Çoban yerinden kalkarak Sultana küpten bir tas su doldurup vermiş.

Sultan suyunu içmiş, Çobana; “Hani hanımınla çocukların su getirmeye gitmişlerdi. Ama su da burada küpün içindeymiş. Bizi niçin bekletip yalan söyledin?” diye çobana biraz sertçe çıkışmış.

Çoban, Sultana; “Efendim, amacım sizi susuz bırakmak, ya da su vermemek değildir. Siz benim misafirimsiniz, bir tas suyun lafı mı olur?

Benim size su vermememdeki amacım, çok terli ve yorgun oluşunuzdan dolayıdır. Size geldiğiniz gibi o terli hâlinizle su vermiş olsaydım hastalanabilirdiniz” demiş.

Sultan, Çobana hak vermiş ve daha sonra koyu bir sohbete dalmışlar. Sultan, Çobanı o kadar çok sevmiş ki, bundan sonra çobanlığı bırakıp sarayda çalışmasını istemiş.

Çoban, “yapamam” demişse de, Sultan hiç bir itiraz kabul etmeyeceğini söyleyerek “ricamı emre çevirtme” demiş. Çoban Sultanı kıramayarak kabul etmiş.

Sultan ve avenesi vedalaşıp oradan ayrılmışlar. Bir kaç gün sonra Çoban, hanımını ve çocuklarını alarak sarayın yolunu tutmuş. Saray görevlileri çobanın geldiğini Sultana bildirmişler.

Sultan, Çobanı huzuruna kabul etmiş. Saray hazinesinden kendisine maaş bağlanacağını söylemiş ve yerleşmesi için kendisine yer ayrıldığını söylemiş.

Çoban, kendisine ayrılan yere yerleşmiş, ama saraya pek de ısınamamış, sevmemiş. Gel zaman git zaman, Sultan ile Çoban her geçen gün daha da iyi arkadaş ve dost olmuşlar.

Sultan, herhangi bir konu olduğu zaman Çobanın fikirlerini almayı, ona da danışmayı ihmal etmemiş Fakat bu durumu vezirler ve saray görevlileri kıskanmışlar.

Gönüllerinde hep Çoban‘dan kurtulmak varmış. Lakin Sultana bir şey diyemezler de, gözleri kulakları hep bir hata, açık arar vaziyete gelmiş.

Tabii Çoban da bu insanların kendisini kıskandıklarını anlamış, ama arada Sultan olduğu için kimseye bir şey söylememiş. Sultanın üzülüp kırılmasını istememiş.

Sultan da kendince basiretli olduğundan bu durumu sezmiş. Çobanın üzülmemesi için bir fikir düşünmüş. Çobanın arifliğini anlatmak istemiş.

Çobanın neden bu kadar kendisinin sevgisine layık olduğunu göstermeye karar vermiş. Bir zaman sonra hazinedeki en pahalı ve en kıymetli mücevherin getirmesini emretmiş. Ardından Divanını toplamış.

Sultan, kesesinden mücevheri çıkarıp baş vezirine; “Al bunun değerini söyle ve ardından onu yere at kır” demiş. Baş vezir, Sultanın elindeki değerli taşı almış;

“Bu çok kıymetli, yere atıp kıramam, sultanımızın hazinesinin eksilmesini istemem” demiş.
Sonra Sultan Çoban‘a da; “Bu taşın değeri ne kadar söyle ve ardından onu yere atıp kır.”demiş.

Çoban; “Hünkârım, bu mücevher çok kıymetli ve paha biçilmez, lakin sizin emrinizden daha kıymetli ve değerli değildir!” demiş ve taşı yere atmış. Mücevher paramparça olmuş.
Sultan, divana;

“Şimdi anladınız mı, benim neden çobana bu kadar değer verdiğimi?” demiş. Bunun üzerine divan üyeleri Sultan‘tan özür dilemişler. Sultan, özür dilenmesi gereken biri varsa onun da Çoban olduğunu söylemiş.

Çoban da bu sırada hazırlıklarını yapmış, hanımını ve çocuklarını alarak saraydan ayrılmaya karar vermiş.

Sultan gitmesini istememiş ama Sultandan affını dileyerek karar verdiğini ve artık bu saray hayatının ona ve ailesine göre olmadığını söylemiş. Sultanın huzurundan ayrılmış.

Çoban, saraydan ayrılıp tekrar dağ hayatına ve koyunlarının, keçilerinin yanına dönmüş.
Bu dönüşe en çok çocukları sevinmiş.

Çünkü orada buldukları huzuru sarayda hiçbir zaman bulamamışlar ve geceleri de babaları onlara güzel masallar anlatıp uyutuyormuş. Hiç bir şey onları daha fazla mutlu edemezmiş.



Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik ders veren hikayeler
  • ana sayfanıza düşsün istiyorsanız aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve
  • Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.

Etiketler :

Bunları Gördünüz mü?

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER