Hayret Türkiye

Bir İntihar Hikayesi…

Artık kesin kararımı vermiştim.

Bir İntihar Hikayesi…
18 Eylül 2018 - 22:40 'de eklendi ve 72 kez görüntülendi.


Artık kesin kararımı vermiştim. Benden bu kadar, yeter bitti. Ölecektim. Tüm hazırlıklar tamam, alacaklar önemli değil de tüm borçlarımı vermiş, işlerimi yoluna koymuştum.Kimseye arkamdan laf ettirecek bir durum bırakmak istemiyordum.

Sevdiğim kullandığım eşyaları kitapları arkadaşlarıma
hediye edilmek üzere isim isim yazarak ayırmıştım. Son gecemi lüzumsuz eşyaları atmakla ve arkadaşlara küçük veda mektupları yazmakla geçirdim.

Nihayet, ortalık aydınlandı. Karar verilmiş, bu benim son günüm, son sabahımdı. Neticede ‘ölmek için aceleye lüzum görmüyordum. Bu son günün programı şu idi: Akşama kadar uzun süredir görmediğim eski dostlarımı ziyaret edip . Güzel bir akşam yemeği yiyecektim,

Sonra evime dönecek, pijamamı giydikten sonra, yatağıma uzanacak, ışığı kapatıp yastığımın altına hazırladığım tabancayı alacaktım ve elveda.

Son günüm pek güzel geçiyordu. Büyük kararlar insana inanılmaz bir rahatlık hissi veriyor. O gün her şey beni memnun ediyordu. Çünkü, her gece yarısından sonra odamda beni bekleyen korkunç azap, o gece boğazıma sarılmıyacaktı…

O gece yatağımda son kez rahatça uyuyacaktım. Son kez dedim ve muhasebeci olan bir dostuma uğradım. Beni görünce telâşla işini bıraktı:



“Yahu, sen kendini öldürecekmişsin. Bu, ne iş? “dedi.
Hayretten ağzım açık kaldı. Kararımdan daha kimsenin haberi yoktu. Şaşırmıştım, verecek cevapta yoktu, karşılıklı kahkahayla gülmeye başladık.

O, biraz ferahlar gibi oldu: “Ha şöyle gül, bakayım.. Aslı yok değil mi?” “Halt etmişler… Ne münasebet?” On dakika sonra bir başka arkadaş tramvaydan atladı:

“Yaa birader bende seni görmek istiyordum. Nasılsın?”
“Turp gibiyim, hayırdır.” O, hazin hazin yüzüme baktı: “Hiç zannetmiyorum kardeşim… Sen, kendini öldüreceksin… Biliyorum.. Bak saklama.”

“Yok öyle bir şey, bu da nereden çıktı, Sen rahat ol, hadi eyvallah.” Bu, ne işti yarabbi! ? Bir berber dükkânının kapısındaki aynaya baktım. Acaba verdiğim karar, ben farkında olmadan yüzümde bir değişiklik mi yapmıştı, bakınca belli mi oluyordu?

Aynı soruyu soran başka bir arkadaşımın bu sefer yakasına yapıştım. “Çıldıracağım. Bu kim uydurdu? Kimden duydun?”dedim. “Ne bileyim kardeş. Herkesin ağzında.”
” Herkesin mi? İmkânı yok? Tam o anda gelen bir başka arkadaş gülerek,”Sen daha sağ mısın? Ben, seni öldü sanıyordum.” diye

alaya başladı. Kahkaha ile gülmeye devam ederek elimi sıkıyordu,” Ben zerre kadar telâşa düşmedim.. Senin o mendebur kadın için kendini öldürebilecek kadar ahmak olmadığını biliyordum.”

Bu defa,diğer arkadaş söze karıştı: ” Evet, ben de pek ihtimal verememiştim.. Ama kim bilir gönüldür bu, dedim…”
” Allah aşkına ne biliyorsanız söyleyin” diye yalvardım.

“Bizim dairedeki şef Canan hanım var ya. Senin bir zamandan beri onu sevdiğini söylüyorlardı… Uzun müddet onun peşinde dolaşmışsın. Nihayet, ona evlenme teklif etmişsin.

Canan Hanım razı olmamış… Bu gün emekli bir albayla evleniyormuş. Sen, bir ay kadar önce bunu duyunca ültimatom vermişsin. Sen nikâh olduğun gün kendimi öldürürüm! demişsin.”

“Bu lâkırdıları kim çıkardı?” “Kim çıkaracak, kendisi… Sen uyuyorsun galiba, dairede, dışarıda her yerde, “Kuzum, o çocuğa göz kulak olun.. Kendini öldürecek.. Yazıktır!” diye söyleniyor.

Onu bilmeyenler de gördüğün gibi inanıyor. Kimiside işin eğlencesinde” Arkadaşlarımdan ayrıldıktan sonra, beni bir düşüncedir almıştı.

Bu Canan Hanım, ellisine yakın uzun zamandır dul , kendisine kocasından yüklüce para mal miras kaldığı için süslü, lüksüne düşkün, aklı havada, herkesin gizliden alay ettiği, kendinin farkında olmayan bir kadın.

Bu zavallı kadında bir hastalık vardı. Herkesi kendine âşık zanneder: “Filân benim için karısını boşamağa kalktı, falan beni istedi de varmadım!,, diye önüne gelene öğünürdü.

Kalabalık meclislerde onu uzun uzun konuşturup gizliden alay ederlerdi. İş arkadaşlarından birinin cemiyetinde karşılaştığımızda bana cilve yaptığını anlamış, ben de, bir iki imalı mânâsız şaka yapmıştım.

Bir ay kadar evvel yanında arkadaşları da varken bana rastlamış, yakama yapışmıştı. “Evleniyorum; bir ay sonra nikâhım var! diyordu. “Vah vah… Keşke bana varmalıydınız.. Artık nikâhınız olduğu gün kendimi öldürmeli!,, demiş ve
kaçmıştım.Hay demez olaydım o lafları.

Maazallah, ölmek için birkaç saat acele edeydim, herkes beni Canan Hanım için intihar etti sanacaktı. Bütün efradım şaşacak, hatta ölümüme gülecekti.

Dünyada her şeye tahammül edebilirdim. Fakat, Canan Hanım için ölmüş bir adam zannedilmeyi asla… Evet, kararım kat’î idi. Hiçbir şey beni fikrimden döndüremeyecekti. Fakat, o vakit bu Canan Hanım hesapta yoktu.

Evime döndüm. Mektupları yırttım. Tabancamı büyük bir ihtiyat ile korka korka boşalttım. Korka korka diyorum…

Çünkü kazaya inanmazlar. Canan Hanım için öldü zannederlerdi. Bir zaman daha mutlaka yaşamak ve bu acıya katlanmak lâzımdı.. Yaşadım. Zaman geçtikçe kafamdaki hastalığım hafiflemeğe başladı.

Nihayet, büsbütün unuttum.. Yaram kapandı. Sade ayda, yılda bir hafifçe sızlayan bir iz kaldı. İntiharlar, galiba bazı buhran zamanlarında oluyor. İnsan bir parça dişini sıkmalı.. Kendine birkaç gün,bir iki hafta mühlet vermeli.

Zaman, her yarayı tedavi ediyor.. Vaktiyle o Canan Hanıma çok kızmıştım. Fakat, şimdi bir yerde görürsem hürmetle önünde eğilip “Allah uzun ömürler versin!. Beni ölümden kurtardınız!”diyeceğim…



Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik ders veren hikayeler
  • ana sayfanıza düşsün istiyorsanız aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve
  • Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.

Etiketler :

Bunları Gördünüz mü?

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER