Hayret Türkiye

Devamını Oku…

Hoca efendi sabah namazı için ezanı okudu ve cübbesini giydi, ağır ağır adımlarla namaz kıldıracağı yere doğru ilerliyordu…

Devamını Oku…
28 Ocak 2018 - 14:20 'de eklendi ve 2665 kez görüntülendi.


Hoca efendi sabah namazı için ezanı okudu ve cübbesini giydi, ağır ağır adımlarla namaz kıldıracağı yere doğru ilerliyordu, camide sabah namazında her zaman olduğu gibi bir kaç kişi vardı.

Ama o da ne… Hoca gördüğü karşısında birden şok yaşıyordu, başı açık bir kadın, hem de gelmiş en ön safa oturmuştu, ne yapacağını şaşırdı hoca efendi… Sonra da…

Anlatılan bu olay, gerçekten yaşanmış bir hikaye, camideki durum okuyanları hem duygulandırıyor hem de şaşırtıyor.

Bu hatıra yıllar yıllar önce 1995 yılında ve sonra 2000 yılında Türkiye Gazetesi’nde yayınlanmış olan bir hikayedir, anlatanları belli gerçek kişilerdir. Ünal Bolat şöyle anlatıyor o olayı…

5 Ağustos 1995 yılında onunla ilgili bir hatıra yayınlamıştık. Hayret!.. Aradan beş yıl geçtiği halde bu hatıra unutulmamış iyi mi?

Okuyucu e-mail geçerek, telefon ederek, mektup yazarak o hatırayı bir kere daha yayınlamamızı istiyordu. İnanın “reklam etmek gibi basite kaçar” düşüncesiyle aklıma geldiği halde yayınlamamıştım.



Ne yapalım ki siz galip geldiniz. Buyurun görün o görünmeyen Manço’yu… Ruhu yine fatiha istiyor demek ki, okuyun!..

Camide gerçekleşen olayı yaşayanların tanıdıkları anlatıyor, Bolat’ta başlıyor köşesinde yazmaya… Hoca’nın başından geçen olayı dinleyenler pek bir beğeniyorlar hikayeyi tekrar tekrar paylaşmasını istiyorlar yazardan…

“Hatıranın asıl sahibi, Cemal Hoca namıyla anılan mütevazı bir din görevlisi… Ama biz onun arkadaşı Ali Kosif’ten dinledik bizzat. Şu an İstanbul’da göre yapmakta olan Cemal Hoca, o zamanlar Tekirdağ’da bir camide görevli…

Sabah namazı vakti… Cemal Hoca, minarede ezanı okuyup camiden içeri adımını atarken her zamanki gibi cemaatinin kaç kişi olduğunu biliyor. Üç beş ihtiyardan başka kimse gelmez sabah namazına… Fakat o da ne öyle?..

Camide hem de en ön safta bir garip kimse oturmaktadır… Tanımadığı bir kimsedir bu. Ama biraz garibine gider… Sonra tüyleri diken diken olur birden… Heyecanlanır yarı korku yarı endişeyle:

-Bu da ne böyle? Bir kadın bu? Ağzı bir karış açık, adım atamaz halde bakar o köşeye… Evet yanılmamıştır… Uzun saçlarıyla bir kadın, başı öne eğik halde cemaatin geleceği yerde oturmaktadır… Rahat mı rahat… Serbest mi serbest… Bir iki adım atacak olur… Sonra binbir türlü yorum:

Sabahın aydınlığı daha gelmemiş ki imam efendi hayatında ilk defa böyle bir şeye şahit oluyor, ama aslı nedir diye kendini düşüncelerle mücadele ederken buluyor…

-Sabahın köründe bu kadının camide işi ne böyle? Meczup mu yoksa? Biri evinden mi kovdu? Sahipsiz mi? Bir iki adım atar… Cübbesini giyip mihraba geçecektir… Ama beyninde düşünceler cirit atmakta… Az sonra cemaat gelecek… Sonra ne olacak? Acaba gidip sorsa mı kendisine? Ama ne diyecek de, ne soracak?

-Allahım sen bana sabır ver… Sen bana yardım et! Cübbesini giyip, sanki o orada yokmuş gibi, yönünü o tarafa dönmeden mihraba geçer… Rahleyi çeker önüne ve açar Kur’ân-ı kerimi… Yarı titrek sesle okuyama başlar…

Oooh!.. Nihayet caminin kapısı hafif bir gıcırtıyla açılmıştır… İçeri ilk gelen camaat imam efendinin yüreğine su serper… Cemaat hiç oralı olmaz. Gelir imam efendinin taa önüne diz çöküp dinlemeye başlar tilaveti…

Bir iki derken, zaten sayılı cemaat gelip de sıra namaz kılmaya gelince, herkes ayağa kalkar… Bizim imam efendi, dönüp bakamaz ama, o uzun saçlının da cemaatle birlikte namaz için ayağa kalktığını hisseder… Hayırlısı bakalım… Sünnet kılınır… Sıra gelir farza… Tabii sabah namazında imam efendi açıktan okuyacak kıraati…

Anlatılan o ki hikayede imam efendi hayatında ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyor, hiç olmadık bir şey, tabi camiye sadece erkekler gelecek değil fakat böylesi gerçekten çok garibine gidiyor ve şaşırıyor adamcağız.

Ne olduğunu anlayamıyor bile, hatta anlatılan o ki gerçek mi değil mi yoksa bir hayal mi şüpheye düşüyor, tabi bu sadece bizim okuduklarımızdan çıkardığımız bir şey, bir tahmin, bir sezgi. Hadi devam edelim hikayemize.

Heyecan zirvede… Öyle bir heyecan ki, şimdiye kadar hiç böyle bir heyecan duymamış imam efendi… Biraz daha açıklamak gerekiyor galiba… İçindeki şüpheyi giderememenin verdiği heyecan? Nedir o?..

-Bu garip âdem kimdir? Bu bir kadınsa cemaatin arasında nasıl duracak? Cemaat ne diyecek? Cemaatten de ses gelmediğine göre, o kadın safta yerini almadı mı yoksa?.. Yoksa bir tek ben mi öyle gördüm?.. Yoksa namazdan sonra hava aydınlandığında böyle bir şeyin hayal olduğunu anlayıp şaşıracak mıyım?

İşte bu ve benzeri akıl almaz soruların heyecanı… Yoksa Cemal Hocanın başka bir endişesi yok çok şükür… Namaz kılınıyor… Tesbih ve duadan sonra Kur’ân-ı kerim de okunuyor… Cemaat yavaş yavaş camiden çıkmak üzere… Ama o yine aynı yerinde başı öne eğik bekliyor…
Nitekim hocadan önce, en son ayağa kalkan cemaat o oluyor…

Göz göze geliyorlar… Aman Allahım bıyıkları da var bu saçlının… Bu kadın olamaz… Ama kim ola ki?.. İmam efendi şaşkınlığını belli etmemeye çalışırken, elini uzatıp müsafaha ediyor meçhul şahıs:

-Allah kabul etsin hocam… Nasılsınız iyi misiniz? -Affedersiniz muhterem, sizi tanıyacak gibi oldum ama?.. -Ben Barış… Barış Manço… Buraya turne düzenlemiştik de… Otobüsten erken indik… Sabah namazını kılmak burada nasipmiş…

Evet evet… Bu Barış, bizim “7’den 77’ye”den tanıdığımız, (Şimdi ise milyonların gönlünde taht kuran) Barış Manço’nun ta kendisiydi…” Ünal Bolat Türkiye Gazetesi 7.2.2000

Bu hikayeyi beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz ama rahmetli dostlarımıza bir fatiha okumayı da unutmayın lütfen…



Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik ders veren hikayeler
  • ana sayfanıza düşsün istiyorsanız aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve
  • Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.

Bunları Gördünüz mü?

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER