Hayret Türkiye

Devamını Oku…

Abdurrahman Tümer

Devamını Oku…
18 Aralık 2017 - 13:54 'de eklendi ve 225 kez görüntülendi.


GERÇEK AŞKIN MÜKAFATI CENNETTİR

“Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek ölen şehittir”
Hadisi şerif

Aşk diyoruz hep, kitaplarda aşk, filmlerde aşk, şiirlerde aşk, yüreklerde aşk. Hep aşk deyip gidiyoruz. Sahi aşk nedir? İnsanın varoluşundan bu güne kadar yüreğinde yer edinen bu duygu nedir?

İnanın şimdi sokağa çıksam ve yoldan gelip geçen yüz kişiye ‘Aşk nedir?’ diye sorsam alacağım cevapların yüzde doksanı farklı olur. Her kes kendince bir şeyler söyler, kendince bir şeyler üretir. Neden mi? Çünkü aşk tıpkı şiir gibidir. Asla gerçek tanımına ulaşamazsınız. Mevlâna, bunu şöyle dile getirir: Biri “Aşıklık nedir?” diye sordu. “Benim gibi olursan anlarsın” demiş.

-Aşk, şiddetli bir sevgidir. -Aşk, hiçliğe talip olmaktır -Aşk, Züleyha’dır. -Aşk, Yusuf’tur. -Aşk, benlikten arınıp, tüm mevcudiyetinle sevgilide yok olmaktır.
-Aşk karşılık beklemeksizin sevmektir.

-Aşk her şeyin başı ve sonudur. -Aşk hayatın kendisidir. -Aşk var olduğumuzun keşfidir.
Aşk, aşk, aşk…. Bu hep böyle devam eder gider. Ve gerçek anlamını asla bulamazsınız.
Aşk, şiddetli bir bağlılık, ya da aşırı bir sevginin adıdır diyebiliriz. Tasavvuf dilinde, Allah’a muhabbet anlamında kullanılır.



İnsan, aşkı ya mecazi kullanır, ya da hakîkî. Mecazî aşk, beşere gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise, Allah’ı sevmektir. Ama bazen mecazî aşk, hakîkî aşka vesile olabilir. Kur’an—ı Kerim’de aşk sözcüğü yer almıyor. Sevgiyle ilgili ayetlerde daha çok hub, meveddet ve muhabbet kelimeleri kullanılıyor.

Ancak kelime olarak olmasa bile anlam olarak Kur’an—ı Kerim’de aşk pek çok yerde geçiyor; “İman edenler Allah’ı daha şiddetle severler” (Bakara, 2/165). İslam alimleri de aşkı aşırı sevgi olarak tanımlamışlar. Zeliha’nın Hz. Yusuf’a duyduğu sevgi de (Yusuf Suresi, 12/30) aşkın tanımına uyuyor.

Kur’an—ı Kerim’de bu sureye Ahsenül—Kasas (Hikayelerin en güzeli) denilmiş. Hz. Yusuf ile Züleyha’nın aşk macerası daha sonraki şairler için de esin kaynağı olmuş ve bu hikaye çerçevesinde mesneviler kaleme alınmış.

Atalarımız ne güzel söylemişler ‘Para ile imanın kimde olduğu bilinmez.’ Diye. Ne kadar doğru sözler bunlar. Öyle değil mi? İman her şeyden önce içsel, yani kalbî bir olaydır. Her şey yürekte vuku bulur, kalpte cereyan eder.

Birey ile Allah arasında görülmeyen hatlar döşenir, manevi, ruhani, gayri cismani olanından. Ve bunu hiç kimse bilmez. Bilemez. Göremez. İşte bu insanlar kim bilir aramızda olurlar, belki camide, belki yolda, belki çarşıda, ya da bir pazarda karşılaşır, selamlaşır geçip gidersiniz. Oysa onların birer veli, birer ehli iman olduğundan habersizsiniz.

Bundandır imanın kimde olduğunu bilmek imkânsızdır. Maddiyat için de aynı şey söz konusu olabilir. Kimse kolay kolay parasının olduğunu, ya da ne kadar olduğunu, nerde olduğunu söylemez. Kim bilir belki güvenliği içindir, belki gösterişi, riyayı sevmediği içindir. Bu yüzden hep gizleme yoluna gider.

İşte bundandır bazıların cimri olan ve fakir bir hayat yaşayan kişilerin çok zengin, bazılarının da cömert ve eli çok açık ama parasız olduğu çok görülmüştür. Bu bakımdan para ile imanın kimde olduğu pek bilinmez.

Sözüm ona nasıl ki iman ve paranın kimde olduğu belli olmazken gerçek aşkında kimde olduğu belli olmaz. Yani bu iki kelimenin yanına ‘aşk’ı da eklersen bence yanlış yapmamış oluruz. Zira aşk bu, göz görür gönül sever elden bir şey gelmez. Aşk bu karşı konulmaz taşkın nehirler gibidir, durmaz, dinmez, yorulmaz.

Gece akar, gündüz akar. Güzde akar, baharda akar. Gözlere uykular haram olur, her yüreğin atışında onun ismi duyulur. Onun semti, onun diyarı. Bazen mehtaba bakarsınız suretinde onu görürsünüz, ona tebessüm edersiniz, onunla fısıldaşırsınız. Kimse bilmez, kimse duymaz, kimse anlamaz.

Gecelerce onu içinizde yaşatırsınız, onu taşırsınız. Yüreğinizde oluşu, içinizde oluşu, kalbinizde atışı sizi mutlu eder, mest eder. Bazen en yakın hissettiğiniz birine anlatmak istersiniz, onunla paylaşmak istersiniz duygularınızı, ona duyduğunuz aşkınızı. Bu arkadaşınız olabilir, kardeşiniz olabilir, anne ya da babanız da olabilir.

İnsanın fıtratında vardır paylaşmak. Doğasında, yapısında vardır. Sevinçlerimizi, acılarımızı paylaşırız hep. Paylaştıkça acılar hafifler, paylaştıkça sevinçler çoğalır mutlu oluruz. Hele hele paylaştığımız bir aşksa bu daha da mutlu olur, haz duyar, keyif alırız. Anlattıkça anlatmak istersiniz.

Onu anlatmaktan asla yorulmaz, bıkmaz, usanmazsınız. Sizi dinleyen sizden bıksa da siz yine de anlatmak istersiniz. ‘Gözleri şöyledir, sözleri böyledir, bakışları bahardır.’’ Vs.diye.
Peki ya gizli sevda çekenlere ne demeli? Gizli gizli yanıp tutuşanlara, alev misali yananlara ne demeli?

Tıpkı yanardağ misali sadece görünen üst kısmından ibaret olduğunu sanırsınız. İçten içe yandığını, içten içe kaynadığını, içten içe ateşlerle dolduğunu kimse bilmez, kimse anlamaz. O küçücük yüreğinde koskoca bir aşkın olduğunu kime, nasıl anlatabilirdi ki? Adı üstünde ‘gizli sevda’, ‘gizli aşk’ ya da tabiri caizse ‘gerçek aşk’ diyebileceğimiz türden. Nasıl anlatmalı?

Kiminle paylaşmalı? Bilmez, bilemez. Anlatamaz. Büyüdükçe büyür içinde. Bulutlardan inen bir damlayken göl olana kadar, deniz olana kadar, derya olana kadar büyüdükçe büyür içinde.

Bazen başını kırlara sürer, tarlalara, dağ yamaçlarına. Kırlara anlatır aşkını, ağaçlara, dağlara haykırır. Gökte uçan kuşlara haykırır, onlarla söyleşir, onlarla fısıldaşır, onlarla ağlaşır günlerce, aylarca, yıllarca.

Nasıl dayansın bu yürek, nasıl sabretsin, nasıl sussun? Nasıl? Taş değil, kaya değil ki? Aşk bu işte taşı deldirir, dağı deldirir Ferhat misali. Aşk bu yıldızlarla konuşturur, mehtapla konuşturur. Aşk bu işte yalın ayak çöllere sürükletir. Yalnız onun adını söyler, onun ismini haykırtır. Aşk bu dize dize binlerce şiir yazdırtır.

İşte tam o anda sevgililer sevgilisinin muştusu düşer yanan yüreklere. Çöl olmuş yüreklere düşen bir yağmur gibi. “Kim âşık olur da iffetini korur, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder.” (Keşf’ül Hafa) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.” (bk. Kenzu’l-ummal, h. No: 6999-7000; Hakim, Hatib) “Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.” (İbni Asakir)

Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah işlememeye sabretmek, çok sevaptır. Çünkü genel olarak sevgi insanı kör ettiği için, insanın kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Ümmetimin üstün olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.” (Deylemi)

“Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek ölen şehittir” mealindeki hadis, Hz. Aişe ve İbn Abbas’tan gelen rivayetlere dayanmaktadır. Selam ve Dua ile.
Abdurrahman Tümer



Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik ders veren hikayeler
  • ana sayfanıza düşsün istiyorsanız aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve
  • Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.

Etiketler :

Bunları Gördünüz mü?

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER