Hayret Türkiye http://www.hayretturkiye.com Tue, 16 Oct 2018 11:54:35 +0000 tr-TR hourly 1 http://cdn.hayretturkiye.com/uploads/2016/05/hayret-türkiye-100x100.jpg Hayret Türkiye http://www.hayretturkiye.com 32 32 Madem geri verecektin, niye istedin? http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-madem-geri-verecektin-9632 http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-madem-geri-verecektin-9632#respond Tue, 16 Oct 2018 11:54:35 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9632 Nasrettin Hocayı Merkez camiindeki cuma namazında şevk-u iştiyak ile vaaz ederken dinleyen bir gurup köylü hayran kalmışlardır.

Madem geri verecektin, niye istedin? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Nasrettin Hocayı Merkez camiindeki cuma namazında şevk-u iştiyak ile vaaz ederken dinleyen bir gurup köylü hayran kalmışlardır.

Namaz çıkışı hocanın önünü kesen köylüler eline yapışıp “Aman hocam ne olur bizim köye de gel bizim ahâlinin senin gibi âlim bir zâtı muhteremin nasihatine irşâdına vallahi bu şehirlilerden daha çok ihtiyacı var, ne olur kırma bizi ” diyerek ısrarla davet ederler.

Söz konusu ilim irşat nasihat olunca hoca kıramaz “peki” der.. İki hafta sonrası için sözleşip ayrılırlar. Karalaştırılan Cuma gününde köyde bir heyecan bir telaş, Nasrettin hocanın yolunu hacı yolu bekler gibi bekleyen köylüler gelişini sevinçle karşılar.

Cuma vaktine yakın köye gelen hoca; “Bir kese altın verirseniz konuşurum, yoksa döner giderim” der. Hiç beklenmedik bu istek karşısında ağzı açık kalan köylüler, biraz homurdanarak yarı gönüllü yarı gönülsüz bir şekilde hep beraber kendi aralarından topladıkları bir kese altını hocaya verirler. Nihayetinde harika bir vaaz veren hoca cemaati mest etmiştir.

Para verdikleri için söylenenler de dahil herkes gayet mutlu ve memnun “Bir kese değil on kese de olsa helal olsun”, ” Para verdik ama valla hak ediyor” demekten kendini alamaz.

Cuma namazını kıldırdıktan sonra camiden çıkan hoca aldığı bir kese altını etrafında toplanan cemaatin gözü önünde muhtara iade eder.

Cemaat hem şaşırır hemde merak eder “Bre hocam madem geri verecektin de niye istedin” diye sorulunca Nasrettin Hoca; “Bu birincisi; para ödediğiniz için beni pürdikkat dinlediniz, ikincisine gelince; cebinde para oldumu insan bir başka konuşuyor.” diyerek verdiği cevapla cemaate iki ders birden vermiştir.

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

Madem geri verecektin, niye istedin? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-madem-geri-verecektin-9632/feed 0
İki Defa Ölen İki Defa Cenazesi Kılınan Padişah… http://www.hayretturkiye.com/evliya-celebinin-kaydettigine-gore-iki-defa-olen-iki-defa-cenazesi-9629 http://www.hayretturkiye.com/evliya-celebinin-kaydettigine-gore-iki-defa-olen-iki-defa-cenazesi-9629#respond Tue, 09 Oct 2018 00:43:19 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9629 Okuyacağınız bu hadise, Evliya Çelebi’nin kaydettiğine göre, Sultan Beyazıt Veli’nin hayatında vuku bulmuştur.

İki Defa Ölen İki Defa Cenazesi Kılınan Padişah… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sosyal medyada paylaşılan bu yazıyı dikkatli okumalısınız. Okuyacağınız bu hadise, Evliya Çelebi’nin kaydettiğine göre, Sultan Beyazıt Veli’nin hayatında vuku bulmuştur.

Osmanlı padişahları arasında, Fatih Sultan Mehmed ve onun oğlu Beyazıt Veli gibi, Abdülhamid Han gibi evliya padişahlar çok gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Sultan Beyazıt, saltanatları zamanında vefatından yedi sene evveline kadar et yememişlerdi.

Ömrünün son yedi yılını et yemeden geçirmişti. Bir gün o kadar çok paça çorbası yemek istedi ki, artık dayanamayacak hale gelmişti.

Kendisi ise nefsine harp ilân etmişti, muvaffak olmak için uğraşıyordu. En sonunda bir tabak sirkeli ve sarımsaklı paça çorbası getirilmesini emretti.

Paça çorbası geldikten sonra da önüne koyup yemedi ve nefsine hitaben: “Ey nefis! işte arzu ettiğin paça önünde, istersen çık da ye!” deyince hemen ağzından gelinciğe benzer, iki gözleri de kör, bir mahlûk çıkarak tabağın kenarına geçti ve paçayı kuduz köpek gibi içip bitirdi.

Tatmin olup, çorbayı bitirdikten sonra da, geldiği yere geri dönmek maksadıyla Beyazıt Veli’nin hırkasından yukarıya doğru tırmanmaya başladı.

Beyazıt Veli hazretleri elinin tersiyle vurup yere düşürdü, yerde tortop hale gelen mahlûku göstererek “şunu öldürün” diye bağırdı. Oraya en yakın hizmetçi gençlerden birisi yetişip ayağı altına alarak öldürdü.

Hadiseyi zamanın şeyhülislâmı duyduğunda: “Kâmil insan kemalata nefis sayesinde erişir. Nefis insan vücudunun bir direğidir. Bunu kefenleyip gömmek gerek,” diye fetva verdi.

Aynı insan cenazesi gibi yıkayıp kefenlediler ve cenazesini kılıp defnettiler. Cenazede sanki padişahın cenazesi imiş gibi çok kalabalık cemaat vardı.

Beyazıt Kubbesi yakınında bir yere defnedildi. Bundan dolayı halk Sultan Beyazıt Velî hazretleri için “iki kere ölüp cenazesi iki defa kılınan padişah” derlerdi.

İki Defa Ölen İki Defa Cenazesi Kılınan Padişah… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/evliya-celebinin-kaydettigine-gore-iki-defa-olen-iki-defa-cenazesi-9629/feed 0
Hocam Siz Evliya mısınız diye sormuşlar… http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-bir-gun-koyun-disindaki-9626 http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-bir-gun-koyun-disindaki-9626#respond Tue, 09 Oct 2018 00:31:22 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9626 Nasrettin Hoca bir gün...

Hocam Siz Evliya mısınız diye sormuşlar… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Nasrettin Hoca bir gün köyün dışındaki yeşillik arazide ağaçların altında cemaati ile koyu bir sohbete dalmış vaziyette iken köyün ileri gelen eşrafından kelli felli bir adam onları görür ve işte aradığım fırsat diyerek yanlarına sokulur.

Hocanın bilgeliğini ve hazır cevaplılığı herkesçe malumdur. Lakin bu adam Nasrettin Hocanın hazır cevap ve nükteli konuşmalarını kıskanan onu çekemeyen bir zaattır ve Nasrettin Hocayı küçük düşürmek gayesiyle araya girerek der ki:

“Hocam geçenlerde ki bir sohbetinde evliya olduğunu söylediğini duydum, doğru mu duymuşum?” Hoca da karşısındakinin niyetini keskin zekası ile hemen anlamış, hiç altta kalır mı; Doğru duymuşsun ben evliyalım”

Adam; “Hocam herkes de buna inandı, inandı inanmasına da,lakin öyle kuru kuruya evliya olduğunu söylemekle evliya olunmaz, kanıtla da görelim” der.

Nasrettin Hoca kendinden gayet emin karşılarında duran ağacı işaret ederek; “istersen şu karşıdaki ağacı yanıma çağırayım, oda buraya gelsin”

Adam şaşırır, cemaat şaşırır, heyecanla ağızları açık vaziyette hocayı izlemeye devam ederler. Hoca yine gayet kendinden emin bir şekilde ağaca doğru seslenerek çağırır, ağaçtan hareket yok ikinci kez ağaca seslenir ağaçta yine hareket yok. üçüncü kez ağaca seslenir elbetteki ağaçta yine hareket yok.

Adam zafer kazanmış edasıyla; “hocam bırak ağacın yanına gelmesini ağaçta yaprak kımıldamadı.” Nasrettin Hoca şekilde ağacın yanına gider cemaate dönüp derki; “Evliyalık aynı zamanda gelmeyene gitmektir, evliyada kibir olmaz..o bizim yanımıza gelmezse biz onun yanına gideriz.”

Hoca baktı ki cemaat birşey anlamamış öylece bakıyor, sesini yükselterek tekraralar; “Tövbe ya Rabbim, o zaten gelmez biz gideriz, mübarekler yanınıza gelen ahmağın beni küçük düşürmeye çalıştığını anlamazsanız, sizde onunla beraber öylece beklersiniz ağaç gelecek diye”

Hocam Siz Evliya mısınız diye sormuşlar… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/nasrettin-hoca-bir-gun-koyun-disindaki-9626/feed 0
Sevginin sadece sözünü edenlerle… http://www.hayretturkiye.com/sadece-sozunu-edenlerle-onu-yasayanlar-arasinda-9623 http://www.hayretturkiye.com/sadece-sozunu-edenlerle-onu-yasayanlar-arasinda-9623#respond Thu, 04 Oct 2018 14:15:44 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9623 Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?

Sevginin sadece sözünü edenlerle… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” diye.

Sonra ermiş onlara dönüş ve biraz düşündükten sonra, “Bakın göstereyim”demiş. Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine ve başlamışlar beklemeye.

Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıkları getirmişler. “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koyulmuş.

Sonra misafirler “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü ağızlarına götüremiyorlar. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Hiçbiri bir yudum çorba içememiş. Bunun üzerine ermiş;

“Şimdi, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe”demiş.
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.

Yine tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da bir metre boyunda kaşıklar. “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz, buyurun” denince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. “İşte” demiş ermiş; “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır ve kim gönülden sevgi ve muhabbetle kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz”

Şunu da unutmayın: Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman.

Okuduğunuz için Teşekkür ederiz. Okursanız sadece siz faydalanırsınız fakat paylaşırsanız herkes faydalanır. Lütfen 1 kez paylaşın…

Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik, ders veren hikayeler ana sayfanıza düşsün istiyorsanız, sayfamızı takip edebilirsiniz.

Sevginin sadece sözünü edenlerle… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/sadece-sozunu-edenlerle-onu-yasayanlar-arasinda-9623/feed 0
Hz. Ali (r.a) ile Yahudinin Davası! http://www.hayretturkiye.com/hz-ali-r-a-ile-yahudinin-davasi-bir-yerde-adalet-var-midir-9620 http://www.hayretturkiye.com/hz-ali-r-a-ile-yahudinin-davasi-bir-yerde-adalet-var-midir-9620#respond Thu, 04 Oct 2018 14:05:02 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9620 Bir yerde adalet var mıdır, öteki haklar da var demektir. Yoksa bile, var olan adalet sayesinde öteki haklar da gelebilir.

Hz. Ali (r.a) ile Yahudinin Davası! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bir yerde adalet var mıdır, öteki haklar da var demektir. Yoksa bile, var olan adalet sayesinde öteki haklar da gelebilir.

Bir yerde adalet yok mudur, öteki haklar da yok demektir. Olsa bile adaletsizlik yüzünden öteki haklar da yok olmaya mahkûm demektir.

Bundan dolayı hadis kitaplarında adaletin mülkün temeli olduğu yolundaki şu orijinal ifadeyi takdir ve tefekkürle okumaktayız.

Et-tacdaki ifade aynen şöyle: – El adlü esasül-mülk! Adalet mülkün temelidir! Gariptir ki çağımızın ilim ve fikir adamları bunda fikir birliği içinde oldukları halde, bu adaleti İslâmın temin ve tesis ettiğinde müttefik değiller, hatta itiraz bile etmektedirler.

Onlardan bazılarına göre İslâm evrensel bir adalet getirmemiş; çağımızın aradığı, insanları adalet karşısında eşit gören bir sistemi öngörmemiştir. Dolayısıyla günümüzün ihtiyacını karşılamaktan uzaktır İslâm.

Halbuki daha İslâmın ilk günlerinde yaşananlar, onların iddialarını teyit değil tekzip etmektedir. Bütün siyer ve İslâm tarihinde geçen şu evrensel adalet örneği bize kesin bilgi vermektedir.

Hem de sıradan bir Yahudi ile Müslümanların 4. halifesi Hazreti Ali arasında eşit şekilde cereyan eden bir adalet örneğidir bu.

Olay şöyle cereyan eder: Hazreti Ali Efendimiz, Sıffîne giderken yolda devesi üzerindeki heybede bulunan zırhını düşürür. Arkasından gelen bir Yahudi ise zırhı bulup alır; ama kimseciklere söylemez. Aradan zaman geçer Hz. Ali, zırhı Yahudinin elinde Kûfede görünce hemen tanır ve sahip çıkarak ister:

– Bu zırh benimdir. Nerede buldun ise bulup almışsın, zırhımı geri ver, der. Yahudi inkâr eder: – Zırh benim elimdedir, öyle ise benimdir.

Halife Hazreti Ali başkanlık nüfuzunu kullanarak zırhı alabilirdi, ama o zorla almaz da teklifini şöyle yapar:

– Ben zırh benimdir diyorum, sen ise değil diye diretiyorsun, bunun çaresi adalete gitmektir. Buyurun birlikte gidelim mahkemeye.

Ve Müslümanların halifesi Hazreti Ali, sıradan bir Yahudi ile yan yana mahkemeye çıkar; adalet önünde eşit şekilde ifade verir.

Davayı meşhur hukukçu Kadı Şüreyh görmektedir. Sorar: – Ya Ali, bu zırhın senin olduğuna şahidin var mıdır? – Var efendim, oğlum Hasanla hizmetkârım Kanber şahidimdir.

Kadı Şüreyh hiç beklemeden cevap verir: – Oğlunla hizmetçin senin yakınlarındırlar, senin hakkında şahitlikleri geçerli değildir. Başka şahidin var mı?

– Yok efendim. – Öyle ise zırhın sana ait olduğunu ispat edemediğinden, davayı kaybetmiş oluyorsun. Zırh kimin elinde ise sahibi odur.

Hayret ki hayret! Müslümanların halifesi Müslümanların mahkemesinde Yahudi aleyhine açtığı davayı kaybediyor; Yahudi kazanırken halife adalete boyun eğerek, itiraza yönelmiyor, rıza gösteriyor.

Manzarayı ibret ve hayretle seyreden Yahudi nihayet insafa geliyor ve gerçeği itiraf ederek şunları anlatıyor:

– Ey müminlerin emiri, bu zırh gerçekten de sizindir. Ben sizin arkanızdan giderken yolda rastladım. Sizin düşürdüğünüz kesin.

Gördüğüm bu adalet karşısında daha fazla direnmiyor, ben de Müslüman oluyorum. Adaletin böylesi ile sadece Arabistanı değil bütün dünyayı idare etmek mümkündür.

Evet, İslam Dini adalet önünde daha ilk günlerden itibaren insanları eşit tutmuş; hatta sıradan Yahudi ile halifeyi yan yana eşit haklarla muhakeme ederek halifenin kaybetmesine bile hüküm çıkartmıştır.

Demek bugünkü dünyanın hedefinde İslâmın ta o günlerde tesis ettiği evrensel adalet anlayışı vardır. Varabilirse ona varacak, o örnekleri yeniden tatbik ve icra edecektir. Evrensel hukuk da bu anlayışı aramaktadır bugün. (Sorularla İslamiyet, Adalet Mülkün Temelidir yazısından alıntıdır.)

Hz. Ali (r.a) ile Yahudinin Davası! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/hz-ali-r-a-ile-yahudinin-davasi-bir-yerde-adalet-var-midir-9620/feed 0
Yağda Yumurta… http://www.hayretturkiye.com/yagda-yumurta-ben-kucucuktum-ve-biz-yoksul-bir-9616 http://www.hayretturkiye.com/yagda-yumurta-ben-kucucuktum-ve-biz-yoksul-bir-9616#respond Tue, 18 Sep 2018 19:49:28 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9616 Ben küçücüktüm ve biz yoksul bir aileydik.

Yağda Yumurta… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ben küçücüktüm ve biz yoksul bir aileydik. En sevdiğim yemek yağda yumurtaydı, yokluk işte bazen o bile lükstü. Hatırlıyorum, çocuk aklı tutturdum bir gün yumurta diye, annem nereden bulduysa bana yağda bir yumurta kırdı.

Ben sevinçle yerken yanıma oturup, sevgiyle, şevkat dolu gözlerle beni seyretti. “Hadi anne sende ye” dedim anneme.
Başımı okşayarak “Ben yumurta sevmem ki yavrum, senin için yaptım” dedi.

Yıllar sonra, büyüyüp aklım erince bir vesile ile annemin yumurtayı çok ama çok sevdiğini öğrendim.

Gözlerim doldu, anneme öyle bir sarılıp ağlamak geldi içimden ama kendimi zorla sıkıp tuttum. O an dünyadaki bütün yumurtaları annem içim almak geçti gönlümden.

Sevgiyi anlat deseler bana gözlerim yaşarır anlatamam, hep bu gelir aklıma; Anlatamam ama sadece anne derim, annelik derim, annem derim anlayana bu zaten yeterlidir, tarif, izah gerekmez, bunu anlar, anlamayana da kimse anlatamaz.

Her kadın, ister anne olsun ister olmasın içinde bir annelik şefkati merhameti barındırır, bu onu anaç yapar sevdiklerini koruma kollama içgüdüsü ile davranır, bu kadını değerli kılandır, sevgi dolu kılandır, duygusal kılandır, saygıdeğer kılandır.

Ben o gün anlamıştım gerçekten sevmenin, sevdiğin için çok sevdiğinden vazgeçmek olduğunu, benim annem öyle bilgili, tahsilli de değildi, ilkokul mezunuydu.

Anladım ki çok sevmek için, anne olmak için sevmenin ne demek olduğunu bilemek, şiir, edebiyat , çok bilmişlik gerekmezmiş, diplomalara da gerek duyulmazmış.

Bu tarif edilmez sevgi şefkat ve merhamet duygusunun tarif edilemez bir başka yönüydü; Sadece seversin,verirsin, vazgeçersin, fedakarlık yaparsın. Bunu bir anneden daha iyi kim yapabilir.

Binlerce sevgi anlatan kitap okumanıza gerek kalmadan, sevgiyi bilmek ve öğrenmek için bir annenin davranışlarını gözlemlemeniz yeterde artar bile.

Eve geldiğinizde öyle bir sorar ki “Karnın aç mı diye” ve gözünün içine bakar, o sorunun sevgi derinliğini hiçbir kitap anlatamaz.

İnsanlar, acıyı anne yüreğinden, sevgiyi ancak bir annenin evladına bakışından, özveriyi bir annenin anaçlığından, iyiliği bir annenin evlada davranışlarından, anlayışı bir annenin evlada hoş görüsünden karşılıksız vermeyi bir annenin evlada fedakarlığından öğrenebilirler. Annesi yanında olanlar, hayatta olanlar, farkında mısınız…

Yağda Yumurta… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/yagda-yumurta-ben-kucucuktum-ve-biz-yoksul-bir-9616/feed 0
Bir İntihar Hikayesi… http://www.hayretturkiye.com/neredeyse-intihar-edecekti-9613 http://www.hayretturkiye.com/neredeyse-intihar-edecekti-9613#respond Tue, 18 Sep 2018 19:40:52 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9613 Artık kesin kararımı vermiştim.

Bir İntihar Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Artık kesin kararımı vermiştim. Benden bu kadar, yeter bitti. Ölecektim. Tüm hazırlıklar tamam, alacaklar önemli değil de tüm borçlarımı vermiş, işlerimi yoluna koymuştum.Kimseye arkamdan laf ettirecek bir durum bırakmak istemiyordum.

Sevdiğim kullandığım eşyaları kitapları arkadaşlarıma
hediye edilmek üzere isim isim yazarak ayırmıştım. Son gecemi lüzumsuz eşyaları atmakla ve arkadaşlara küçük veda mektupları yazmakla geçirdim.

Nihayet, ortalık aydınlandı. Karar verilmiş, bu benim son günüm, son sabahımdı. Neticede ‘ölmek için aceleye lüzum görmüyordum. Bu son günün programı şu idi: Akşama kadar uzun süredir görmediğim eski dostlarımı ziyaret edip . Güzel bir akşam yemeği yiyecektim,

Sonra evime dönecek, pijamamı giydikten sonra, yatağıma uzanacak, ışığı kapatıp yastığımın altına hazırladığım tabancayı alacaktım ve elveda.

Son günüm pek güzel geçiyordu. Büyük kararlar insana inanılmaz bir rahatlık hissi veriyor. O gün her şey beni memnun ediyordu. Çünkü, her gece yarısından sonra odamda beni bekleyen korkunç azap, o gece boğazıma sarılmıyacaktı…

O gece yatağımda son kez rahatça uyuyacaktım. Son kez dedim ve muhasebeci olan bir dostuma uğradım. Beni görünce telâşla işini bıraktı:

“Yahu, sen kendini öldürecekmişsin. Bu, ne iş? “dedi.
Hayretten ağzım açık kaldı. Kararımdan daha kimsenin haberi yoktu. Şaşırmıştım, verecek cevapta yoktu, karşılıklı kahkahayla gülmeye başladık.

O, biraz ferahlar gibi oldu: “Ha şöyle gül, bakayım.. Aslı yok değil mi?” “Halt etmişler… Ne münasebet?” On dakika sonra bir başka arkadaş tramvaydan atladı:

“Yaa birader bende seni görmek istiyordum. Nasılsın?”
“Turp gibiyim, hayırdır.” O, hazin hazin yüzüme baktı: “Hiç zannetmiyorum kardeşim… Sen, kendini öldüreceksin… Biliyorum.. Bak saklama.”

“Yok öyle bir şey, bu da nereden çıktı, Sen rahat ol, hadi eyvallah.” Bu, ne işti yarabbi! ? Bir berber dükkânının kapısındaki aynaya baktım. Acaba verdiğim karar, ben farkında olmadan yüzümde bir değişiklik mi yapmıştı, bakınca belli mi oluyordu?

Aynı soruyu soran başka bir arkadaşımın bu sefer yakasına yapıştım. “Çıldıracağım. Bu kim uydurdu? Kimden duydun?”dedim. “Ne bileyim kardeş. Herkesin ağzında.”
” Herkesin mi? İmkânı yok? Tam o anda gelen bir başka arkadaş gülerek,”Sen daha sağ mısın? Ben, seni öldü sanıyordum.” diye

alaya başladı. Kahkaha ile gülmeye devam ederek elimi sıkıyordu,” Ben zerre kadar telâşa düşmedim.. Senin o mendebur kadın için kendini öldürebilecek kadar ahmak olmadığını biliyordum.”

Bu defa,diğer arkadaş söze karıştı: ” Evet, ben de pek ihtimal verememiştim.. Ama kim bilir gönüldür bu, dedim…”
” Allah aşkına ne biliyorsanız söyleyin” diye yalvardım.

“Bizim dairedeki şef Canan hanım var ya. Senin bir zamandan beri onu sevdiğini söylüyorlardı… Uzun müddet onun peşinde dolaşmışsın. Nihayet, ona evlenme teklif etmişsin.

Canan Hanım razı olmamış… Bu gün emekli bir albayla evleniyormuş. Sen, bir ay kadar önce bunu duyunca ültimatom vermişsin. Sen nikâh olduğun gün kendimi öldürürüm! demişsin.”

“Bu lâkırdıları kim çıkardı?” “Kim çıkaracak, kendisi… Sen uyuyorsun galiba, dairede, dışarıda her yerde, “Kuzum, o çocuğa göz kulak olun.. Kendini öldürecek.. Yazıktır!” diye söyleniyor.

Onu bilmeyenler de gördüğün gibi inanıyor. Kimiside işin eğlencesinde” Arkadaşlarımdan ayrıldıktan sonra, beni bir düşüncedir almıştı.

Bu Canan Hanım, ellisine yakın uzun zamandır dul , kendisine kocasından yüklüce para mal miras kaldığı için süslü, lüksüne düşkün, aklı havada, herkesin gizliden alay ettiği, kendinin farkında olmayan bir kadın.

Bu zavallı kadında bir hastalık vardı. Herkesi kendine âşık zanneder: “Filân benim için karısını boşamağa kalktı, falan beni istedi de varmadım!,, diye önüne gelene öğünürdü.

Kalabalık meclislerde onu uzun uzun konuşturup gizliden alay ederlerdi. İş arkadaşlarından birinin cemiyetinde karşılaştığımızda bana cilve yaptığını anlamış, ben de, bir iki imalı mânâsız şaka yapmıştım.

Bir ay kadar evvel yanında arkadaşları da varken bana rastlamış, yakama yapışmıştı. “Evleniyorum; bir ay sonra nikâhım var! diyordu. “Vah vah… Keşke bana varmalıydınız.. Artık nikâhınız olduğu gün kendimi öldürmeli!,, demiş ve
kaçmıştım.Hay demez olaydım o lafları.

Maazallah, ölmek için birkaç saat acele edeydim, herkes beni Canan Hanım için intihar etti sanacaktı. Bütün efradım şaşacak, hatta ölümüme gülecekti.

Dünyada her şeye tahammül edebilirdim. Fakat, Canan Hanım için ölmüş bir adam zannedilmeyi asla… Evet, kararım kat’î idi. Hiçbir şey beni fikrimden döndüremeyecekti. Fakat, o vakit bu Canan Hanım hesapta yoktu.

Evime döndüm. Mektupları yırttım. Tabancamı büyük bir ihtiyat ile korka korka boşalttım. Korka korka diyorum…

Çünkü kazaya inanmazlar. Canan Hanım için öldü zannederlerdi. Bir zaman daha mutlaka yaşamak ve bu acıya katlanmak lâzımdı.. Yaşadım. Zaman geçtikçe kafamdaki hastalığım hafiflemeğe başladı.

Nihayet, büsbütün unuttum.. Yaram kapandı. Sade ayda, yılda bir hafifçe sızlayan bir iz kaldı. İntiharlar, galiba bazı buhran zamanlarında oluyor. İnsan bir parça dişini sıkmalı.. Kendine birkaç gün,bir iki hafta mühlet vermeli.

Zaman, her yarayı tedavi ediyor.. Vaktiyle o Canan Hanıma çok kızmıştım. Fakat, şimdi bir yerde görürsem hürmetle önünde eğilip “Allah uzun ömürler versin!. Beni ölümden kurtardınız!”diyeceğim…

Bir İntihar Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/neredeyse-intihar-edecekti-9613/feed 0
Yılmaz yeni liseye başlamış bir geçti… http://www.hayretturkiye.com/yilmaz-liseye-baslamis-yeni-yetisen-genc-9610 http://www.hayretturkiye.com/yilmaz-liseye-baslamis-yeni-yetisen-genc-9610#respond Mon, 17 Sep 2018 16:37:15 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9610 Yılmaz liseye başlamış, yeni yetişen genç bir delikanlıdır.

Yılmaz yeni liseye başlamış bir geçti… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yılmaz liseye başlamış, yeni yetişen genç bir delikanlıdır. Aklını ne derslerine ne de okuluna hiç mi hiç vermeyen, anne ve babasını endişeyle peşinden koşturan biraz haylaz bir çocuktur.

Bir gün okul dönüşü evdeki posta kutusundan aldığı mektubun hayatını değiştireceğini hiç kimse tahmin bile etmezdi.

Kendi ismine gelmiş bir zarfın içinde, çiçekli bir kağıt ve üzerinde şu satırlar yazılıydı: “Merhaba Yılmaz. ben seni uzaktan uzağa seven bir genç kızım.

En büyük hayalim ileride seninle evlenebilmek, beni görünce beğeneceğinden de adım gibi eminim. Bu arada adım Meliha. Ancak yaşlarımız çok küçük olduğu için birkaç sene beklememiz gerekecek.

Bu süre zarfında mektuplarımızla birbirimizi çok daha iyi tanıyıp seveceğimizi umuyorum. Mutaassıp bir ailem var o sebeple yalnız yada çok sık dışarı çıkamıyorum.

Sadece gerekince evin ihtiyaçları için kısa süreliğine dışarı çıkıyorum, vaktimin çoğunu evde geçiriyorum. Eğer istersen verdiğim posta kutusuna mektup yazıp gönderebilirsin.

Eğer karşılık verirsen çok mutlu olurum heyecanla bekliyorum.” Artık haftada bir iki kez hacı yolu bekler gibi mektuplar gidip gelmeye başlamıştı.

Yılmaz’ın her mektupta bu tanımadığı kıza karşı ilgisi sevgisi artıyordu. Her mektup sanki Yılmaz’ı farklı şekilde yönlendirmeye başlamıştı. “Yılmaz ne kadar kötü bir yazın var ilkokul 1 gibi”,

Yılmaz günlerce yazısını daha düzgün hale getirmek için defterler dolusu alıştırma yapar. “Yılmaz çok kısa yazıyorsun, biraz daha uzun yazabilir misin, bana okulunu derslerini neler öğrendiğini anlatabilirsin, tek tesellim senden gelen mektuplar”

Yılmaz artık dışarı çıkmaz akşamları odasına çekilir kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, mektuplar yazar, her gün neler yaptığını okulu dersleri uzun uzadıya yazarak anlatmaya başlar.

Meraklı bir kız olan Meliha değişik farklı sorular da sormaya başlamıştır. ” Ben büyüyünce önce Türkiye’yi gezmek istiyorum. Mesela Van Gölünü çok görmek isterim, oraya nasıl gidilir, giderken nerelerden geçilir, oralardaki insanlar nasıldır, neler yaparlar nasıl yaşarlar.

Bir de İtalya’yı merak ediyorum.” Bazen de o kitabı okudun mu, bu kitabı okudun mu? Diye sorar. Yılmaz’da küçük düşmemek adına bir gecede kitap okuyup bitirmeye, coğrafya, edebiyat ders kitaplarından onun merak ettiği bilgileri azami gayretle öğrenip mektuplarında yazmaya devam eder.

Bir mektubunda ona şöyle yazmıştı “Seninle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Geçen okul dönüşünde yolunu bekledim. Kusura bakma ama üstün başın çok fena dağınık halde ayakkabıların çamur içindeydi.

Bunu görünce seni mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim” Yılmaz o durumunu hatırladı ve fena halde utanıp üzüldü. O günden sonra da giyimine dikkat etmeye başladı.
Okul sezonu sonunda Yılmaz inanılmaz bir çocuk olmuştu.

O haylaz tembel çocuk gitmiş yerine, sınıfın öğretmenlerin gözdesi başarılı bir öğrenci gelmişti. Lakin anneler her zaman endişelidir.Bir akşam, babasına ” Oğlumuzun durumu ne olacak? diye sorar, baba ise gelişmelerden gayet memnun evladını yakından takip etmektedir.

“Ne için endişelendiğini anlamadım, bak çalışkan bir öğrenci oldu, okulda herkes memnun, üstbaş perişan eve gelir okul ders takmazdı, bak şimdi odası bile pırıl pırıl, geceleri de dışarı çıkmıyor, iyi değil mi?”, anne cevap verir

“Bilmiyorum ama geçen odasında bir sürü mektup buldum oğlumuza bir kız musallat olmuş adı Meliha” deyince baba gülmeye başlar.

Sesini alçaltarak: “Korkma Hanım, mektuplarını yazan Meliha benim. Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Biliyorsun bütün gayretimize rağmen bir türlü akıllanmıyordu.

Ne okuldaki öğretmenler, ne de biz başa çıkamıyorduk. Nihayet bir arkadaşım tavsiye etti, bu çare sayesinde dersleri çok iyi hale geldi, seneye sınıf birincisi olacağından eminim.”

Anne şok geçirir “delirdin mi be adam, ne zamana kadar sürdüreceksin bunu, hiç düşünmedin mi çocuğun psikolojisi ne olur, bunu nasıl açıklarsın ona, bir daha sana güvenir mi, hadi ayıkla pirincin taşını,

hiç mi bunlar aklına gelmedi?” der ve çocuğa ders verelim derken ne yapacaklarını bilmez bir halde profesyonel yardım almak zorunda kalırlar. Atlatırlar ancak çocuğun babasıyla arası hiç bir zaman eskisi gibi olmaz, ömür boyu kapanmayan bir yara kalır.

Yılmaz yeni liseye başlamış bir geçti… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/yilmaz-liseye-baslamis-yeni-yetisen-genc-9610/feed 0
Yarım Kalan Aşk… http://www.hayretturkiye.com/yarim-kalan-ask-rasim-bir-aksam-9607 http://www.hayretturkiye.com/yarim-kalan-ask-rasim-bir-aksam-9607#respond Mon, 17 Sep 2018 16:27:04 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9607 Yarım Kalan Aşk Rasim, bir akşam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu.

Yarım Kalan Aşk… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yarım Kalan Aşk; Rasim, bir akşam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, şu satırlar yazılıydı: “Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım.

Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin karınız olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım.

Mektuplarınızı … adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir bey babam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz.

Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nişanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canım sıkılıyor.

Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır.” On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü.

Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı.

Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yaş büyümüş gibi gurur duyuyordu. İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim’in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu:

“Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz.

Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz mısınız?” Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.

Bedia aynı zamanda meraklı bir kızdı. Bazen şöyle sorular sorduğu da oluyordu: “Evlendiğimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya’ya mı gidelim, İsveç’e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır?

Halkı nasıl yaşar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?” Yahut da “Sen Abdülhak Hamit Bey’in Eşber’ini okudun mu?

Küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu. Bedia bir mektubunda ona şöyle darıldı: “Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim.

Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba?

Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim.” Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti.

Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların peşinde mi geziyordu? Rasim dünyada Bedia’sından başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu.

Bir akşam, Rasim’in annesi Nedime Hanım kocası Ahmet Beyi matemli bir cehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla: “Ah Bey, başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim’in odasını düzeltirken mektuplarını buldum.

Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul.” Ahmet Bey’de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak: “Korkma Hanım,” dedi, “oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim!

Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk.

Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum. Rasim’in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim.

Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim.” Reşat Nuri Güntekin

Yarım Kalan Aşk… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/yarim-kalan-ask-rasim-bir-aksam-9607/feed 0
Yaşlı bir kadın markete girer… http://www.hayretturkiye.com/yasli-kadin-markete-gider-ve-kedi-mamasi-alir-9603 http://www.hayretturkiye.com/yasli-kadin-markete-gider-ve-kedi-mamasi-alir-9603#respond Mon, 17 Sep 2018 08:28:02 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9603 Yaşlı bir kadın markete girer...

Yaşlı bir kadın markete girer… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yaşlı bir kadın markete girer, elinde üç kutu kedi maması ile kasaya yaklaşır, kedi mamalarını gören kasiyer kibarca

“teyzecim kusura bakmayın ama bunları alabilmeniz için kediniz olduğunu ispat etmeniz gerekir” arakasında bir dizi kuralların yazılı olduğu tabelayı göstererek ” bu konuda marketimizin çok katı kuralları var.

Bir çok yaşlı insan kedi mamalarını kendileri yemek için aldıklarından kediniz olduğunu ispatlamadan size bunları satma yetkimiz yok, üzgünüm”der.

Bunun üzerine yaşlı kadın itiraz edip, söylenmeye başlasa da çare yok, eve gidip kedisini alır ve markete getirir. Market bunun üzerine yaşlı kadına kedi mamasını satar.

Ertesi gün aynı olay tekrar yaşanır, yaşlı kadın bu sefer üç kutu köpek maması almak ister, kasiyer yine aynı kuralları anlatır, tabelayi işaret edip, kadından köpeği olduğunu isbat etmesi gerektiğini, çünkü yaşlı insanların köpek mamalarını kendileri yemek için aldıklarını söyler.

Bunun üzerine yaşlı kadın tekrar evine döner, köpeğini alıp markete gelir ve mamaları alır.

Ertesi gün yine aynı yaşlı bayan markete gelir, artık işi öğrenmiş ve ihtiyacın isbatı kuralını da benimsemiştir. Bu sefer elinde bir kutu vardır ve direk kasiyere giderek, elini içine sokmasını ihtiyacı olanı alacağını söyler.

Kasiyer çekinerek “hayır, içinde bana zarar verecek birşey olabilir” yaşlı kadın; “korkma evladım, kutunun içinde size zarar verebilecek birşey yok, ihtiyacın isbatı, merak etme”diyerek arkadaki tabelayı işaret eder gözüyle “Lütfen elinizi kutunun içine sokun” diye ısrar eder,

Bunun üzerine kasiyer elini kutuya sokar, kutunun içinde yumuşak,cıvık bir şey hisseder, sonra elini çıkarıp koklayınca yerinden fırlar; “ama bu şey… kokuyor..” diye bağırır.

Yaşlı kadın devam eder; “Evet aynen öyle. şimdi lütfen üçlü paket rulo tuvalet kağıdı alabilir miyim?”

Yaşlı bir kadın markete girer… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/yasli-kadin-markete-gider-ve-kedi-mamasi-alir-9603/feed 0
HİCRİ YILBAŞI NEDİR? http://www.hayretturkiye.com/hicri-yilbasi-biliyor-musunuz-9599 http://www.hayretturkiye.com/hicri-yilbasi-biliyor-musunuz-9599#respond Mon, 10 Sep 2018 23:10:07 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9599 Hicrî tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Mekke’den Medine’ye göç edişi ile başlar.

HİCRİ YILBAŞI NEDİR? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
HİCRİ YILBAŞI NEDİR? Hicrî tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Mekke’den Medine’ye göç edişi ile başlar.
Hicri Yılbaşı veya 1 Muharrem hicri takvime göre Zilhicce ayının son gecesini Muharrem ayının birinci gününe bağlayan zaman dilimidir.

İslami takvime göre bir sonraki güne saat 00:00 da değil güneş batması ile geçilir. Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda, güneş değil ayın hareketleri esas alınır.

Müslümanlar için bir dönüm noktası olan 1 Muharrem hicret tarihi Hz. Ömer’in (ra) halifeliği döneminde Hz. Ali’nin (ra) teklif etmesiyle hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Hz. Peygamber’in (sav) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl (Miladi 622), İslâmî takvimin başlangıç yılı (Hicri 1) olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk ayı olarak kabul edildi.

Hicri yılın ilk günü olan Muharrem ayı 2018 yılında 11 Eylül Salı günü başlıyor. Muharrem ayı Peygamberimiz (s.a.v) tarafından Şehrullah (Allahın Ayı) olarak tanımlanmış, Allah’ın (cc) ilahi bereket ve feyzinin, kereminin müminlere ihsan edildiği mübarek bir aydır.

Muharrem ayının onuncu gününe “Aşura günü” denilir. 20 Eylül Perşembe günü bu yılki Aşura gününe denk geliyor.
Hz. Peygamberin (sav) Mekke’den Medine’ye hicretinin önemi, Rahmet Peygamberinin (sav) “Allah’ın ayı” olarak nitelendirdiği Muharrem ayının faziletleri ve Aşura gününün fazileti tüm islam alemince idrak edilmelidir.

Peygamber Efendimiz (sav), Muharrem ayının faziletlerine işaret etmiş, Muharrem ayında tutulan orucun Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç olduğunu belirterek oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Yine Hz. Peygamber (sav) Aşûre günü de oruç tutmayı teşvik etmiş ve “Aşûre günün orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım” buyurmuştur.

Hz. Peygamber (sav) yalnızca Aşûra günü değil, bir öncesi ve bir sonrası gün de dahil, Muharremin 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutulması tavsiye etmiştir.

Aşûre günü oruç tutmanın faziletine ilişkin sahih hadisler bulunmasına karşılık, o günde hububat karşımı aş (aşûre) pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih habere rastlanmamaktadır.

Bununla birlikte, Müslüman Türklerin dînî halk geleneğinde önemli bir yer tutan aşûre, aynı zamanda Muharremin onuncu günü başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlıya isim olmuş ve sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur.

Çok eskiden beri devam eden aşûre aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, “aşûre testisi” adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır. (1- Muharrem-1440) Hicri yeni yılınız kutlu olsun…

HİCRİ YILBAŞI NEDİR? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/hicri-yilbasi-biliyor-musunuz-9599/feed 0
ÇOCUKLARINIZI KİM EĞİTİYOR? http://www.hayretturkiye.com/haberiniz-var-mi-cocuklarinizi-kim-egitiyor-9596 http://www.hayretturkiye.com/haberiniz-var-mi-cocuklarinizi-kim-egitiyor-9596#respond Sun, 09 Sep 2018 17:11:43 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9596 TAKİP EDİYOR MUSUNUZ?

ÇOCUKLARINIZI KİM EĞİTİYOR? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
ÇOCUKLARINIZI KİM EĞİTİYOR? TAKİP EDİYOR MUSUNUZ?

Toplumsal bir yara, bütün anne ve babaların okuması dileğiyle… 1974 yılında mahalle kültürü ve komşulukların ilişkilerinin sıkı olduğu yıllarda alt sokağımızda komşularımız ilk defa onlar televizyon almışlardı.

Dokuz yaşımdaydım 1 yaş büyüğüm ablam 2 yaş küçüğüm kız kardeşimle beraber her gün çizgi film izlemeye giderdik, aklımda kalan ismi titan stingrey idi. Sadece biz mi?

Bütün mahalle çocukları o yayın saatlerinde onlara gider pür dikkat sessizce seyrederdik. Düşününce o zamanın komşuluğu insan ilişkileri bambaşkaymış diyorum. Şimdi insanlar kendi çocuklarını çekemiyor hale gelmiş.

Rahmetli babam kamuda çalışan bir emekçiydi. Ama müthiş bir teknoloji merakı vardı. Kimsede kaset çalar yokken bizde vardı, babam kayıt yapar seslerimizi dinlerken gülerdik. Kimsede fotoğraf makinası yokken hâla sakladığım kodak fotoğraf makinamız vardı.

Bir ay demeden evin balkonunden yukarı doğru neredeyse 10 metrelik bir direkle televizyon anteni dikildi. Günlük birkaç saatlik yayını ne olursa merakla izlerken zamanla yayın akışını ezberler olduk.

Babamla beraber Muhammed Ali’nin boks maçlarını sabaha karşı uyanıp izlediğimi hatırlıyorum. Yıllar geçti ve ben de baba oldum.

Çocuklar büyüdü, ikisi üniversiteye gidiyor. En küçük oğlum ve kızım yani 3 ve 4 numara komşulardan görünce benden çizgi film kanalına abone olmamızı istedi.

Kendi çocukluğumuzu hatırladım, 10 yaşlarındaki çocukların her an elindeki uydu yayınına, kablolu tv ve internet şirketinin bağladığı dijital yayın kanalına bakmadan çizgifilm kanalına da abone olduk.

Aradan birkaç ay geçti. O, beni kapıya heyecanla koşup sevinçle karşılayan çocuklarımı arıyorum. Koridorda omuzlarıma alırdım, oynardık, konuşurduk, beraber işler yapardık. İlgileri, zekaları gelişsin diye evdeki küçük işleride bir ucundan onlara tuttururdum.

Fakat kayboldular.Çocukları izlemeye karar verdim ve günler boyu sessizce takip ettim.Sürekli her gün, sabahtan akşama kadar zamanlarının çoğu televizyon karşısında o kanalı izlemekle geçiyor.

Tuhaf davranışlar gelişmeye başladı. Bizden büyüklermiş gibi konuşuyorlar. Eleştirebiliyorlar. Bir tuhaf bencilleşme, bir acayip kibirlenme.

Ne söylesen bir oflama puflama ağız bükmeler. Bir tatminsizlik. Yemeği beğenmeme, istekleri olmayınca annelerine seslerini yükseltmeler. Laf söylüyorum anlamıyorlar.

Bir biri ardına şiddet, agresiflik içeren çizgi diziler. Çocuklar tamamen ütopik hayal dünyasında yaşamaya başlamış. Büyücüler, doğa üstü gücü olan, evreni yok eden, avuçlarından ışıklı bombalar fırlatan yaratıklar.

Gezegenleri yok eden garip hayali mahlukatlar. Ardından da bu abuk subuk yayınların üretilip piyasaya sürülen oyuncaklarının beyin yıkayan reklamları.

Hepsi birer felaket. Bu tip kanalları alan ebeveynler çocuklarını tamamen şeytani yayınların eline teslim etmiş. Kimse de bunun farkında değil.

Küfür, ahlaksızlık, terbiyesizlik, kibir, bencillik, maddecilik, akla hayale gelebilecek ne kadar pislik varsa hepsi bu çizgi filmlerin içerisinde. Anne babalar sözde ailenin rızkı için işe gidiyor ve çocukları evde bu kanallar eğitiyor.

Televizyonu yasakladım, aboneliği iptal ettim. Önce kızdılar, karşı koydular. Hiç taviz vermeden direndik, çok şükür birkaç hafta içerisinde düzelip eskiye döndüler.

Enerjilerini boşaltacak zararsız yollar aradık. Çocuklarınıza sahip çıkın. Onları neyin, nasıl yetiştirdiğini iyi takip edin.

İş yorgunluğu, dışarının stresi, çocukların ihmalinin en büyük sebebi, ekstradan alınan ne bir ev ne de bir yazlık ne de onlara daha iyi bir gelecek bırakmak adına yapılanlar, onları ihmal edip bu tuzaklara yem etmek gibi bir kaybı asla telafi edemez.

Allah evlatlarımıza sahip çıkma bilincini nasip etsin ve hayırlı evlatlar yetiştirebilmeyi nasip etsin.

ÇOCUKLARINIZI KİM EĞİTİYOR? yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/haberiniz-var-mi-cocuklarinizi-kim-egitiyor-9596/feed 0
Dizlerdeki Kireçlenmeye Karşı… http://www.hayretturkiye.com/dizlerdeki-kireclenmeye-ve-diz-agrilarina-9593 http://www.hayretturkiye.com/dizlerdeki-kireclenmeye-ve-diz-agrilarina-9593#respond Sat, 08 Sep 2018 18:35:06 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9593 Sıvı kaybı kireçlenme menisküs ve diz ağrılarına son

Dizlerdeki Kireçlenmeye Karşı… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sıvı kaybı kireçlenme menisküs ve diz ağrılarına son
Günde 6-10 adet kuru bamya tohumunu normal suyla aç karnına üç ay hiç aksatmadan için, Dizinizdeki eklem ağrılarının çok hafiflediğini yada tamamen geçtiğini fark edeceksiniz.

Menisküs sorunu olanlar, doğal bir yöntem ile kurtulmak mümkün… Bamya tohumunun içinde menisküse iyi gelen bir sıvı var. Vücudumuzdaki bir nevi ilik gibi düşünebilirsiniz.

D iz ağrıları dayanılamayacak dereceye gelen insanlara doğal bir tedavi yöntemi olarak bamya tohumu önerilmektedir. 3 ay kadar düzenli şekilde kullanan ve gerçekten faydasını gördüğünü bu vesileyle sağlığına kavuştuğunu söyleyen insanlar var.

Her sabah aç karnına kuru bamya tohumlarından 6-10 adet ağzınıza atın su ile yutun gerçekten faydasını göreceksiniz. Kuru bamya tohumunu bütün aktarlardan rahatlıkla temin edebilirsiniz, bu uygulamanın sağlık açısından doğal bir tüketim olduğu için hiç bir sakıncası da yoktur.

Ancak bu rahatsızlıkla ilgili bir tedavi görüyorsanız sağlık uyarısı olarak mutlaka doktorunuza danışmayı da ihmal etmeyim. Eklem sıvılarını arttıran Bamya Tohumu mucizesi ile günlük 6-10 tane bamya tohumunu sabah aç karına bir miktar su ile yutarsanız ve bunu en az üç ay sürdürürseniz, diz eklemlerinizin ağrımadığını fark edeceksiniz

Bamyanın farklı bir lezzeti vardır. Bu nedenle bamyayı farlı lezzetinden dolayı herkes tüketmez. Fakat faydaları tam olarak bilinse bu bitkinin, şüphesiz birçok kişi tarafından özellikle yenirdi.

Ülkemizde bamya sadece yemek olarak tüketilmektedir. Şifa kaynağı olarak tüketilen bamyalar insan vücudunda birçok sorunun giderilmesinde kullanılabilir. Bu nedenle bamya ve tohumu faydaları birçok insanda olumlu etkiler meydana getirir.

Bamya tohumu en az bamya kadar kolay bulunabilir. Bamya yerine kuru bamya tohumu yiyerek aynı şekilde bu faydalarından yararlanabilirsiniz

Bamya tohumu, bronşit için kullanılan en etkili bitkisel ilaçtır. Bu tohum aynen kahve çekirdeği gibi kavrulur ve ardından çekilir. Daha sonra şekersiz olarak kahve yapar gibi yapılıp içilir ve üzerine bir süre herhangi bir şey tüketilmez.

Göğüs sertliği çeken ve sürekli boğazının altında gıcık olan insanlar bamya tohumunu ezerek su ile karıştırılmalı ile ortaya çıkan bu bitkisel ilaç niteliğindeki karışım günde iki kez bir kaç hafta içilmesi ile bu sorun kökten hallolmuş olacaktır.

Bamya tohumu bağırsakların emilimini kolaylaştırarak midede sindirimi hızlandırır. Bu nedenle sindirim problemi yaşayan insanlar bamya tohumu tüketerek mide ve bağırsak sorunlarını giderebilirler.

Bamya tohumu düzenli bir şekilde tükettiğinizde(günde bir yada iki kez) vücudunuz ve sağlığınızdaki olumlu etkilerini çok kısa bir sürede göreceksiniz.

Dizlerdeki Kireçlenmeye Karşı… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/dizlerdeki-kireclenmeye-ve-diz-agrilarina-9593/feed 0
Öğretmenin Hikayesi… http://www.hayretturkiye.com/ogretmen-hikayesi-meslegimde-20-yilimi-9590 http://www.hayretturkiye.com/ogretmen-hikayesi-meslegimde-20-yilimi-9590#respond Thu, 06 Sep 2018 19:03:53 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9590 Öğretmen anlatıyor...

Öğretmenin Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Öğretmen hikayesi; Mesleğimde 20 yılımı tamamlamak üzere olan bir edebiyat öğretmeniyim. Size bir anımı anlatmak istiyorum. Öğretmenliğin üniversite bitirmekle sınıfa girip ders anlatmakla olmadığını henüz ilk yılımda yaşadığım bu olayla çok iyi anlamıştım.

Üniversiteden haziranda mezun olmuştum. Hemen Anadolu’da bir devlet okuluna atandım. Heyecanla derslere girmeye başladım, zaten orta bir olan iki sınıfım vardı. Birinde, şartlı cümleleri anlatırken tahtaya bir cümle yazdım.

“Eğer çok zengin olsaydım anneme… alırdım.”yazıyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun, annenizin en çok ne ile mutlu olacağını düşünüyorsanız onu yazın dedim. Herkes sessiz bir şekilde dağıttığım kâğıtları aldı ve kimi gözlerini tavana dikip kimi dışarıya ya da birbirlerine bakıp düşünmeye başladı.

Beş dakika sonra sınıfı dolaşıp kâğıtları topladım ve isimleriyle beraber tek tek okumaya başladım. Son model şoförü ile araba, içinde 5 tane hizmetçisiyle köşk, deniz kenarında kocaman bir yazlık…

Ben okuyorum, sınıf gülüyordu. Bazıları da sanki çocukların ruh hallerini anlatır gibiydi, aslında gibisi fazla, öyle olduğunu ben çiçeği burnunda genç öğretmen sonradan fark ettim. Herkesin yazdığında kendi hayatlarından bir parça bir ukde varmış meğerse.

Son kâğıdı içimden okudum. “Eğer çok zengin olsaydım anneme kucak dolusu çiçekler alırdım” Cümlenin sahibi, geçen sene sınıfa yeni gelmiş , içine kapanık bir çocuktu.

“Taner, kalk bakalım. Ne yazdığını arkadaşlarına söyleyebilir misin?” “Çiçek alırdım, yazdım öğretmenim. Sınıftan bir kahkaha kopmasını beklerken bir sessizlik hakim olmuştu. “Ben çok zengin olduğunuzu düşünün, hayal gücünüzü kullanın demiştim.

Buna rağmen çiçek alırım yazdığına göre önemli bir sebebin olmalı” dedim. Bir süre sessizce bekledi, sonra ayağa kalkıp “Çiçek kötümü öğretmenim” dedi usulca. Yüzünde gülmekle ağlamak arası garip bir ifade vardı.

“Oğlum, anneni mutlu edecek sevdiğini istediğini bildiğin çiçekten çok daha önemli bir şeyler vardır herhalde?” deyince, hiç cevap vermeden çantasını alıp sınıfı koşarak terk etti.

Şaşırmıştım, nerede yanlış yaptım acaba derken sınıftaki çocuklar, “öğretmenim Taner geçen sene geldi sınıfa, kısa bir süre sonra kazada annesi vefat etti, o zamandan beri biraz durgun” dediklerinde şoka uğramıştım…

Sınıftaki çocuklar, çalan zille birlikte karıncalar gibi bahçeye aktı. Hemen rehber öğretmenin yanına gidip “Hocam sınıfta annesi yeni vefat etmiş bir öğrenci varmış, bunu bana niye söylemediniz ?” dedim, aldığım cevap ile kendime olan kızgınlığım daha da artmıştı.

Orta yaşlı rehber öğretmen gözlüklerinin üzerinden bana bakarak “Bakın ben sınıfın ve çocukların rehber öğretmeniyim, sizin değil, (raf dolabını işaret ederek) lütfedip dosyalarına bir göz atsaydınız haberiniz olurdu.” O gece sabaha kadar uyuyamamıştım. Ertesi gün okula gelmemişti Taner.

Müdür yardımcısı beni çağırmıştı, odasına gittiğimde sonradan Taner’in babası olduğunu öğrendiğim bir beyefendi vardı.

Müdür yardımcısı “Taner biraz rahatsızmış, birkaç gün gelemeyecekmiş, babası onu bildirmeye gelmiş, ayrıca sizinle görüşmek istiyor” deyince neyle karşılaşacağımın heyecanı kaplamıştı içimi.

Öğretmenler odasına geçtik, hemen özür dileyip durumdan haberim olmadığını söyledim. Kibar bir beyefendi olan Taner’in babası, “sizin bir suçunuz yok Taner henüz atlatamadı, onun yaşındaki bir çocuk birde tek olunca gerçekten çok zor.

Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Her hafta sonu annesinin mezarına gidip diktiğimiz çiçeklerin bakımını yapıyoruz” deyince başım biraz daha öne eğilmişti. Zavallı küçüğümün o içindeki koskoca boşluğu doldurmaya çalıştığı çiçekleri nasılda bilmeden küçümsemiştim.

Hemen kendimi toparlayıp ertesi gün sınıfça Taner’i ziyaret etmek istediğimizi söyledim. Taner bu ziyaretten çok mutlu olmuş, çok sevinmişti. Bir nebze de olsa onun acısını paylaşıp, mutlu olmasına vesile olmuştu.

O günden sonra meslek hayatım boyunca bütün öğrencilerimin dosyalarını okumayı, onların aile ve sosyal durumlarına göre hareket etmeyi ihmal etmedim…

Hepsini, hayatımın o yılında öğrendim. Öğretmenlik her gün gidip geldiğin, cumartesi, pazar, sömestir ve yazın tatil yaptığın bir meslek değildir. Öğretmenlik Anne olmaktır. Baba olmaktır. Aile olmaktır.. Kısacası İnsan olmaktır.

Öğretmenin Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/ogretmen-hikayesi-meslegimde-20-yilimi-9590/feed 0
Tövbenin Önemi… http://www.hayretturkiye.com/tovbe-eden-kadin-9587 http://www.hayretturkiye.com/tovbe-eden-kadin-9587#respond Thu, 06 Sep 2018 18:55:00 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9587 Ebu Hureyre (R.A.) anlatıyor...

Tövbenin Önemi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ebu Hureyre (R.A.) anlatıyor; Bir gece Hazreti Peygamber (s.a.v) ile yatsı namazını kıldıktan sonra mescitten çıkmıştım. Yolda ayakta durmakta olan bir kadınla karşılaştım.

Bana: – “Ey Ebû Hüreyre! Ben büyük bir günah işledim. Tövbe etsem kabul olur mu?” diye sordu.

Ben: – “Ne günah işledin?” diye sordum. Kadın: – “Zina ettim. Bu zinadan doğan çocuğu da öldürdüm” dedi. Ben de:

– “Kendini de çocuğu da mahvetmişsin. Vallahi senin için tövbe etmek mümkün değil. Tövbe etmeye hakkın yok!” dedim.
Benim bu sözlerim üzerine bir çığlık attı, bayılarak yere düştü.

Ben yoluma devam ettim. Giderken de şöyle düşündüm; Ben bir fetvâ verdim. Halbuki Rasulullah (s.a.v) yakınımızda, keşke ona sorsaydım. Hemen Hazreti Peygambere (s.a.v) koştum ve:

– “Ya Rasulallah dün gece bir kadın benden şöyle bir fetvâ istedi bende şöyle fetvâ verdim” dedim. Cevaben buyurdular ki: – “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn. Vallahi ya Ebû Hureyre, sen kendini de kadını da mahvetmişsin.

Sen şu ayetleri hatırlamadın mı: “Onlar ki Allah’ın beraberinde başka bir ilaha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar.

Zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya uğrar. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve onlar azabın içinde hor ve hakir olarak ebedi kalır. Ancak tövbe ve iman edip sâlih ameller işleyenler başkadır.

Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok merhametlidir.” (Furkan Sûresi 68-70. Ayet) Şu ayetlerde buyrulanlar nerede, senin tutumun nerede?”

Hemen dışarı çıktım kadını buldum ve Rasulullah’ın (s.a.v) verdiği fetvayı kadına bildirdim. Kadın sevincinden bir çığlık attı ve: “Benim bir bahçem var onu Allah ve Rasulu için sadaka olarak veriyorum” dedi. (Kaynak: Mükaşefetü’l- Kulüb – Sayfa: 43)

Tövbenin Önemi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/tovbe-eden-kadin-9587/feed 0
Aile Hekimi Anlatıyor… http://www.hayretturkiye.com/aile-hekimi-gorev-yaptigi-saglik-ocaginda-9583 http://www.hayretturkiye.com/aile-hekimi-gorev-yaptigi-saglik-ocaginda-9583#respond Thu, 06 Sep 2018 18:43:23 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9583 Görev yaptığım sağlık ocağında, ayda bir gelip ilaçlarını yazdıran yaşlı bir çift vardı.

Aile Hekimi Anlatıyor… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Aile Hekimi Anlatıyor; Görev yaptığım sağlık ocağında, ayda bir gelip ilaçlarını yazdıran yaşlı bir çift vardı. Nerdeyse 50 yıllık evliler, artık torunları evlenmeye başlamış.

Her ay geldiklerinde teyze başlardı eşinden dert yanmaya, adamcağızın kulakları da az duyuyordu. “Kızım şu amcan var ya, illallah ettim artık bıktım, vallahi ele güne rezil olmasam boşayacağım, bıktım artık,

Allah ıslah etsin onu, zaten gün yüzü göstermedi bu yaşıma kadar, şuna bak ölmeye de niyeti yok, o olmasa bir kızıma bir oğluma gider, gezer tozar keyfime bakardım. Bu yaşta hâlâ bunun kahrını çekiyorum “diye söylenir dururdu.

Arada zavallı amca duymasa da kendinden şikayet ettiğini anlar bazen kafasını yana doğru büker, bazende dayanamaz “sanki sen çok matahsın, ne evde ne dışarıda susarsın canımı yedin be” diye çıkışırdı. Bende amcanın haline acır “teyzeciğim yapma, bak bunca yıldır geçinmişsiniz,

bu saatten sonra siz bir yerlere sığıp rahat edemezsiniz, anca beraber kanca beraber, şunun şurası ne kalmış, birbirinize son zamanlarınızda eziyet etmeyin”diye ortalığı yatıştırmaya çalışırdım.

Lakin teyzenin söylenmeleri dırdırları artık meşhur olmuş, mahalleli konu komşu amcaya acır hale gelmiş.

Bir gün evde yine söylenirken amca oturduğu yerden kalkıp “yeter be” diye bağırıp göğsünü tutarak yere yığılmış, son sözleri bunlar olmuş, kalp krizi geçirip vefat etmiş.

Bende sağlık ocağına gelen hastalardan duydum. Aradan 8 ay kadar zaman geçti, onca zaman gözükmeyen teyze çıkageldi. O eski dinçliği konuşkanlığından eser kalmamış.

Başsağlığı diledim ve nasıl olduğunu sorduğumda, ağlayarak anlatmaya başladı “Ah kızım sorma ben amcanın kıymetini bilememişim, keşke yaşasaydı, köşede oturup nefes alsaydı bana yetermiş,

onun vesilesiyle yaşıyormuşum da farkında değilmişim, ne oğlumun evine sığabildim ne de kızımın evine, ne damadı ne de gelini memnun edebildim, sanki bir olmuşlar amcanın intikamını alıyorlar.

Bu yaştan sonra torunların maskarası oldum. En son böyle olmuyor diye iki kardeş bir araya gelip beni huzur evine kapatmaya karar verdiler, bende evime döndüm, oraya gitmektense ölürüm daha iyi, keşke rahmetli sağ olsaydı da bunları hiç yaşamasaydım.

Keşke o kadar söylenmeseydim ben sebep oldum ölümüne şimdide çekiyorum işte” İnanının hiçbir şey diyemedim, ne kadar acı bir durum diye düşündüm sadece.

“İnsan sevdiklerinin yakınlarının kıymetini kaybetmeden önce bilmeli, değerleri yerine koymayı da iyi bilmeli”

Aile Hekimi Anlatıyor… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/aile-hekimi-gorev-yaptigi-saglik-ocaginda-9583/feed 0
Çocuğu Birinci Sınıfa Başlamış… http://www.hayretturkiye.com/birinci-sinifa-baslamis-bir-anne-baba-caresizlik-9580 http://www.hayretturkiye.com/birinci-sinifa-baslamis-bir-anne-baba-caresizlik-9580#respond Thu, 06 Sep 2018 18:34:06 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9580 Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti.

Çocuğu Birinci Sınıfa Başlamış… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti. Çaresizliklerinin sebebi, 19 kişilik sınıfta 18 kişi okuma yazmayı öğrenmiş, bir tek kendi kızları kalmış okumaya geçemeyen.

Çalmadıkları kapı kalmamış; kimi “Disleksi var galiba çocuğunuzda” demiş, kimi “Beyindeki kimyasal denge bozukluğundan” bahsetmiş. Bütün bunlarla yetinmeyen anne, gittiği bir medyum da, “Kızınıza kötü cinler musallat olmuş” deyince film kopmuş…

Henüz 6 yaşında bir kız çocuğunun okul hayatında başına gelenlerden bahsediyorum… Göz ucu ile şöyle bir baktım; utangaçtı… Bilirim ki kız çocukları bu yaşta böylesi utangaç olurlardı, sorun yoktu benim için.

Adını sormak istedim, annesinin arkasına saklandı. Babası kolundan tutup saklandığı yerden çıkartırken “Amca adını soruyor, söylesene adını hadi…” demesi çocuğun içinde bulunduğu durumu özetlemeye yetti.

“Üzgünüm çocuklar sizler adına!” demek geldi içimden, söyleyemedim… “Siz dışarıda bekleyin isterseniz?” diye anne-babayı dışarıya davet ettim.

Çocuk öylece kalakaldı oturduğu koltukta… Kaygılı idi. Başına ne geleceğini bilememenin, ama kendinden büyük birisine de itaat etmesi gerektiğinin çelişkisi okunuyordu vücut dilinden.

Kendimi tanıttım. Güzel resim yapabildiğimden bahsettim. İsterse birlikte resim yapabileceğimizi söyledim. “Hı hı” diye başını salladı ürkekçe… Diz çökerek oturduk yere, sehpanın üzerine koyduğum kâğıda boya kalemleri ile ev yapmaya başladık…

Ben, yazı da yazabildiğimi söyledim. Çocuk, “Ben de yazıyorum, ama biraz yavaş…” dedi. “Olsun” dedim, “Ben de önceden yavaş yazıyordum. Hem yavaş yazınca bazen daha güzel oluyor.” deyince gözlerime baktı, rahatladı.

Sonra kaşlarını çatıp “Ama öğretmenim dedi ki hızlı yazmalıymışım. Hem ödevimi yavaş yapınca annem kızıyor.” derken, ülkemiz çocuklarının eğitim dramını anlatıyordu aslında…

İkimiz de önümüze yeni bir kâğıt aldık… Oturduğumuz yerde, benim söylediğim harfleri birlikte yazmaya başladık. Küçücük parmakları ile nasıl da samimi çabalıyordu, içim burkuldu…

Üç-beş harfi yazdıktan sonra “Ben yazı da okuyabiliyorum.” dedim.Çocuk beni duymazdan geldi. Kalemle çizgi çizmeye devam etti. İncinmişliği vardı belli ki…

“Hatta ben, bu harfin hangi harf olduğunu bilebilirim.” deyince başını kaldırdı, “Ben de bilirim, o A” dedi. Cesaret kazanmıştı. Çünkü kendini zorlamayan, ona uyum sağlayan bir yetişkin vardı yanında.

“Peki, bu hangi harf?” diye sordum, onu da bildi, diğerini de… “Hadi bu harfleri yan yana okuyalım.” dedim. Yavaş yavaş da olsa okudu.

“Ne güzel okuyorsun!” dedim. Çocuk, “Ama annem sıkılıyor ben okurken. Babama diyor ki gel şu çocuğu sen okut, yoksa ben çıldıracağım.”

Dakikalarca gözlemledim, ne “disleksi” idi problemin adı, ne de “cin çarpması”. Aklı başında, narin bir kız çocuğu ve ona hitap edemeyen yetişkinlerin çatışması vardı ortada;

“beklenti çatışması”Çocuk, kendi biyolojik ritmi ile “edinerek öğrenmeye” çabalarken, anne-babanın bu hızı yavaş bulup hızlandırma gayreti, çocuğu sersemleştirmişti.

Çocuğu dışarı alıp anne-babayı yeniden davet ettim. Dikkat ettim ki anne babanın da biyolojik ritmi oldukça bozuk. Baba beni dinler iken ayaklarını sallayıp duruyor, anne konuşurken hızlı hızlı ve yutarak konuşuyordu…

Hâlbuki edinerek öğrenmenin en temel ilkesi; eğiticinin “sekine” halinde bir biyolojik ritme sahip olmasıdır.“Aktif bir pasiflik”, eğiticinin en üstün özelliğidir.

Konuşurken, inci tanesi gibi kelimeleri tek tek çıkarmak… Yürürken, yavaş ve sükûnet içinde yürümek… Göz göze gelindiğinde, gözlerle çocuğun gözlerine dokunacak kadar sakin bakmak, edinerek öğrenmenin olmazsa olmaz prensipleridir.

Kalıcı öğrenmenin önündeki en büyük engel, çocuğu hızlandırmaktır; “Hadi, hadi… Çabuk, çabuk… Herkes yaptı bir sen kaldın.” gibi baskılar çocuğu psikolojik olarak gerdiği gibi, bilginin içselleşmesinin önünü de kapatır.

Çocuğa iyilik yapmak isteyen eğiticiler, onun biyolojik ritmine saygı duymalı. Belki kendilerinin bozulmuş olan biyolojik ritimlerini de “sekine” haline çevirerek çocuğun karşısına çıkmalıdır. Bu bir lüks değil, çocuk hakkıdır… Pedagog Dr. Adem Güneş

Çocuğu Birinci Sınıfa Başlamış… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/birinci-sinifa-baslamis-bir-anne-baba-caresizlik-9580/feed 0
Suyu Limonlu İçmeniz İçin 10 Sebep! http://www.hayretturkiye.com/suyu-limonla-icerseniz-bakin-neler-olur-9577 http://www.hayretturkiye.com/suyu-limonla-icerseniz-bakin-neler-olur-9577#respond Sat, 01 Sep 2018 21:45:09 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9577 Suyu limonla içerseniz bakın neler olur!
İşte sebepleri…

Suyu Limonlu İçmeniz İçin 10 Sebep! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Suyu limonla içerseniz bakın neler olur!
İşte sebepleri…

1-Limon suyu içmek sindirime çok faydalıdır.Vücuttaki toksinleri arındırır,midenizde oluşan yanmayı ve şişkinlik hissinin giderilmesine yardımcı olur.

2-Zayıflamaya ekstra yardımcı! Yarım limonu bir bardak ılık suya sıkıp içtiğinizde mide asitlilik oranınız düzenlennmeye başlar. Çünkü midesindeki asit yüksek olan insanlar devamlı bir şeyler yeme ihtiyacı hissederler ve midelerini bastırmaya çalışırlar. Bu da sürekli acıkmaya sebep olur ve bu da kilo almaya sebep olur. Limonun içeriğinde bulunan pektin adı verilen lif acıkmayı geciktirir.

3-Stres bağışıklık sistemini çökerten başlıca sebeplerden biridir. Limon içeriğindeki C vitamini ile bağışıklık sisteminizi toparlayacaktır.

4-Dişetinizde oluşan iltihaplara ve diş ağrılarınıza iyi gelir ayrıca nefesinizdeki kötü kokuları önler. Diş minenize zarar vermemek için limonu direkt olarak dişinize temas ettirmekten kaçının yani yemeyin. Limonlu su içmenin ardından dişlerinizi fırçalarsanız da çok daha faydalı olduğunu görürsünüz.

5-Limon PH değerini dengeye sokar. Limon en alkali gıdalardan birisidir ve içeriğinde bulunan sitrik asit sildirildiği zaman asitlilik oluşmaz. Her gün limonlu su içtiğiniz zaman vücudunuzun toplamdaki asitlilik oranı zaman içinde düşer.

6-Devamlı yorgun hissedenler için, gün içinde çok daha enerjik hissedebilmek için limon kokusunun sinir sisteminizde sakinleştirici etkiye sahip olduğunu biliyor muydunuz?
Limonun sinir sisteminizde oluşturduğu sakinlik depresyona ve endişeye birebirdir. Size mutluluk vermesinden ötürü kendinizi daha enerjik hissetmenize sebep olur. Limon sindirim sistemine girince vücut daha zinde bir hal alır.

7-Viral enfeksiyonlarla savaşmada limon birebirdir. Balla karıştırılıp yenilen limon boğaz ağrısı, öksürük, grip gibi birçok hastalık belirtisine karşı doğal antibiyotiktir.

8- Limon sivilc ve siyah noktalara da oldukça iyi gelir. Su ile seyrelttiğiniz yarım limonu pamuk yardımıyla akşamları yüzünüze sürebilirsiniz. Direkt sadece limon sürerseniz cildiniz kızarabilir. Cildinizin hassasiyetine göre cildiniz kızarıp hafif yanmaya başladığında yüzünüzü yıkayınız. Ciltteki kırışıklıkların azalmasında da oldukça iyi bir faktördür. Cildinizi gereceğinden ötürü, limon sürüp yıkadıktan sonra cildinizi nemlendirmeyi unutmayın.

9-Limon aynı zamanda potasyum kaynağıdır. Eğer muz sevmiyorsanız ve yemiyorsanız limon suyundan yararlanabilirsiniz. Çünkü potasyum sinir ve beyin fonksiyonlarının ve kalbinizin düzenli çalışması için elzemdir.

10-Vücudunuzun alışkanlıklarınızdan ötürü istediği kafein ihtiyacını azaltır. Sabah kalktığınızda canınız hemen bir kahve içmek istiyorsa, durun! Öncelikle ılık bir bardak suya limon sıkıp onu için. Öğleden sonra çöken rehavet ortadan kalkacaktır. Kafein bağımlılığınız da dikkatinizi çekecek derecede azalacaktır.
Sağlıklı günler dileriz!

Suyu Limonlu İçmeniz İçin 10 Sebep! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/suyu-limonla-icerseniz-bakin-neler-olur-9577/feed 0
Piknik yaparken Elif aniden sendeledi ve yüzüstü yere düştü! http://www.hayretturkiye.com/uc-arkadas-piknik-yapiyordu-elif-yuzustu-dustu-9574 http://www.hayretturkiye.com/uc-arkadas-piknik-yapiyordu-elif-yuzustu-dustu-9574#respond Sat, 01 Sep 2018 15:20:37 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9574 Üç arkadaş hafta sonu piknik yapmak için sözleşirler, hanımları kendi aralarında iş bölümü yaparlar.

Piknik yaparken Elif aniden sendeledi ve yüzüstü yere düştü! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Üç arkadaş hafta sonu piknik yapmak için sözleşirler, hanımları kendi aralarında iş bölümü yaparlar. Hep birlikte pazar günü göl kenarındaki mesire alanında buluşurlar.

Önden gelen Hasan ve eşi Elif çam ağaçlarının altında güzel bir masaya yerleşmişler çoktan mangal hazırlıklarına başlamışlardır.

Diğer iki arkadaşları da gelince sohbet muhabbet mangal yapmaya başlarlar. Hanımlar masayı hazırlarken erkekler de mangaldaki tavuk köfte biber patlıcanlarla ilgilenmektedirler.

Bir ara Elif masadan mangala doğru elindeki tabakla giderken yüzüstü kapaklanacak şekilde düşer. Hemen eşi ve arkadaşları koşar. Ambulans çağırmayı hastaneye götürmeyi isterler, fakat Elif iyi olduğunu çimenlikte ayağı takıldığı için düştüğünü söyler ve ısrarla günümüzü berbat etmeyelim der.

Üç aile akşama kadar yemek çay kahve muhabbetle eğlenirler. Arada Elif’in solgun görünmesinden rahatsız olan arkadaşları sorsa da, Elif gayet iyi olduğunu bir şeyi olmadığını söyler.

Akşam olur herkes evinin yolunu tutar. Gece rahatsızlanan Elif’i Hasan hemen acile götürür. Hemen yoğun bakıma alınan Elif’in beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır.

Hasan gece yarısı arkadaşlarını arayıp, ailesini arayıp Elif’in hastaneye kaldırıldığını, yoğun bakıma alındığını haber verir. Hepsi apar topar hastaneye koşmuşlardır. Lakin sabaha karşı 04.00 civarı Elif yoğun bakımda hayatını kaybetmiştir. Geç kalınmıştır.

“Eğer herhangi biri bu durumun bir beyin kanaması olduğunu anlasaydı, Elif belkide bugün hayatta olurdu.”

Lütfen aşağıdaki yazıyı dikkatle okuyunuz: Bu konuda nöroloji uzmanları şöyle demektedir: “Önemli olan beyin kanaması teşhisini koymak ve 3 saat içerisinde buna müdahale ve tedavi etmektir.”

Bir insanın beyin kanaması geçirme ihtimali olduğunu anlamak için aşağıdaki dört adımı uygulamak gerekir:

Beyin kanaması geçiren kişiye zamanında müdahale edilmezse, beyni çok ciddi zararlar görebilir. Sonuç felç yada ölüm olabilir.
Beyin kanaması semptomlarını anlamak cok zor olabilir.

Doktorlar, aşağıdaki 4 adımı uygulamakla, rahatsızlık geçiren kişide ciddi bir durum olma ihtimalini anlayabileceğini ve kesinlikle ihmal edilmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söylemektedir.

1. Kişinin gülümsemesini isteyin, eğer yapamazsa, büyük ihtimalle Felç demektir. 2. Kişinin çok basit bir cümle söylemesini isteyin, “Bu gün çok güzel, harika bir gün” gibi.

3. Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını isteyin. 4. Kişiden dilini dışarı çıkartmasını isteyin . Eğer dili yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.

Eğer kişi bu dört adımdan herhangi birini yerine getiremiyorsa derhal acil servise haber veriniz ve hem telefonda hem de gelen ekibe durumu izah ediniz.

Piknik yaparken Elif aniden sendeledi ve yüzüstü yere düştü! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/uc-arkadas-piknik-yapiyordu-elif-yuzustu-dustu-9574/feed 0
İLHAM VEREN ÖĞRETMEN… http://www.hayretturkiye.com/ogretmenlere-ilham-veren-ogretmen-9570 http://www.hayretturkiye.com/ogretmenlere-ilham-veren-ogretmen-9570#respond Thu, 16 Aug 2018 00:10:17 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9570 İlham Verin; Önceden (1990’larda) okullarda kayıtlar kütük defterlerine yapılırdı.

İLHAM VEREN ÖĞRETMEN… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
İlham Verin; Önceden (1990’larda) okullarda kayıtlar kütük defterlerine yapılırdı. Her bayram öncesi o defterleri inceler, kimin annesi-babası yok, kim yurtta, kim gurbette öğrenirdim. Sonra da yaklaşık 200 öğrenciye bayram tebriği yazardım el yazımla.

Her yıl bin öğrenci evimize yemeğe gelirdi ve biz 250 öğrencinin evine ziyarete giderdik. 2010 yılında Şanlıurfa’ya konferans için gittim. Salonda 550 öğretmen vardı. Konu, İLHAM VEREN ÖĞRETMEN. En ön sırada bir parmak kalktı:

Siz benim de öğretmenimdiniz, ben de size geldim ve yemeğinizi yedim. Duygulandım. Sahneye çağırdım. Geldi: Bahsettiğiniz kartlardan bana da yazmıştınız, dedi. Elini ceketinin cebine sokup bir kart çıkardı. Okuyabilir miyim dedi.

Mikrofonu aldı ve okudu: Merhaba Mehmet, Sende liderlik özellikleri var. Eğer içindeki liderlik cevherini ortaya çıkarıp geliştirirsen topluma ilham veren bir lider olursun. Bayramını bu duygularla kutluyor, gözlerinden öpüyorum. Sana güveniyorum. Her zaman yanında olduğumu bilmeni isterim.

Yol Arkadaşın Alişan Kapaklıkaya 15 Mart 1990 Vay be. Tam 20 yıl olmuş. Bir kart 20 yıl cepte taşınır mı? Hem de hiç yıpratılmadan… Sarıldık Mehmet’le.. Salondaki öğretmenler ağlıyordu.

Sen şimdi ne iş yapıyorsun Mehmet? Şanlıurfa Vali Yardımcısıyım hocam. Demek bir kart daha yazsaydım kesin vali olacakmışsın Bu defa kahkahalar koptu. Sonradan duydum. Mehmet kaymakamlık yaparken öğretmenleri toplayıp o kartı gösteriyormuş. Ve diyormuş ki:

Öğrencilere bir şeyler öğretmek için onları zorlamayın. Onların kendilerini fark etmelerini sağlayın ve yüreklerini tutuşturacak bir hedef oluşturmalarına yardım edin. Gerisini onlar halleder. Yeter ki siz onlara İLHAM VERİN.

Alişan Kapaklıkaya, Alişan Kapaklıkaya 1963 yılında Eskişehir Sivrihisar’da dünyaya gelmiştir. 4 kardeş olan Kapaklıkaya yoksul bir ailenin evladıydı.

Alişan Kapaklıkaya 1981 – 1985 yıllarında Marmara Üniversitesinden mezun oldu. 1985 – 2000 yılları arasında Adana Merkez’de bulunan liselerde öğretmenlik yaptı.

Aynı zaman da 1987 – 1992 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2000 yılında NLP ile tanıştı. NLP (Neuro Lingustic Programming) ve eğitimi öğrenmek Konusun da uzmanlık alarak uluslararası alanlarda çalışmalar yaptı. NLP’nin insan yaşamına getirdiği kaliteyi fark etti.

Araştırmalarında derinleştikçe bizim türkülerin yabancıların sazıyla söylenemeyeceğini anladı. Öğrendiklerini önce kendi hayatına uyguladı. Etkili olduğunu anlayınca eğitimlere başladı.
NPL… Neuro: Beş duyumuz ve bu duyularımızın yönetildiği beyin ve sinir sistemini ifade etmektedir.

Duyu organlarımızla alınan mesajların beyin tarafından işlenerek belli düşünce ve düşünceler olarak ortaya konulması kısımdır.Yani düşünce ve davranışlarımızın kaynağı sinir sistemimizdir.

Lingustic :Dil kullanma şeklimizi ifade eder.Dil içsel iletişimimiz ve dış dünyayla olan
İletişimimizde etkilidir. Dilin kullanım şekil değiştirilerek düşünce ve davranışlar değiştirilebilmektedir.

Programming: Bilinç ya da bilinçsiz seçimlerimiz sonucunda ortaya çıkan düşüncelerimizi, bunu ifade etme şekli olan dilimizi ve davranışlarımızı NLP teknikleriyle yeniden programlayarak istenen sonuçlara ulaşmayı ifade etmektedir.

İLHAM VEREN ÖĞRETMEN… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/ogretmenlere-ilham-veren-ogretmen-9570/feed 0
Bir Bayram Hikayesi… http://www.hayretturkiye.com/bayram-mezarlikta-dikkatimi-ceken-yasli-kadini-uzaktan-9567 http://www.hayretturkiye.com/bayram-mezarlikta-dikkatimi-ceken-yasli-kadini-uzaktan-9567#respond Mon, 13 Aug 2018 02:07:20 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9567 Mezarlıkta dikkatimi çeken yaşlı kadını uzaktan izlemeye başladım.

Bir Bayram Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Mezarlıkta dikkatimi çeken yaşlı kadını uzaktan izlemeye başladım. Yaşlı kadın mezarların başında hem ağlıyor, hemde karşısında birileri varmış gibi mezar taşlarıyla konuşuyordu. Etrafındakilere aldırmadan sesini bir yükseltiyor bir alçaltıyordu. Yanından geçenlerin kimisi acıyarak, kimileri de gülüp dalga geçerek kadına bakıyorlardı.

Ayağa kalkmaya çalışırken sendeledi, yanına koşup kolundan tuttum. “İyi misiniz, yardım ister misiniz?” diye sordum. Gülümsemeye çalışarak “İyiyim evladım” dedi.

Mezar taşlarındaki vefat tarihleri 30 yıl öncesine aitti. “Sizi uzaktan gördüm, yakınlarınızı ziyarete geldiğinizi anladım” dedim. Gözleri yine dolmuştu. “Annem ve babamı ziyarete geldim, onları çok özlüyorum, beni bin bir fedakârlıkla büyüttüler, okuttular, büyüttüler ama ben onları yüz üstü bıraktım, kendimi affedemiyorum” diye ağlamaya başladı.

Bu yaşlı kadının insana ihtiyacı vardı, belli ki uzun zamandır kimseyle sohbet etmemişti. Kendimi kısaca tanıttıktan sonra, eğer vakti varsa sohbet etmek isterse yakınlardaki bir yerde kahve içebileceğimizi söylediğimde gözleri parıldadı, ve başını sallayıp “evet, çok iyi olur” dedi.

-Tek çocuk olduğunu , bu nedenle evde annesinin ve memur babasının onun üzerine titrediklerini, okuması için her türlü fedakârlığı yaptıklarını anlattı; “En çok keyif aldığımız zamanlar bayramlardı.

Bayram sabahları erken kalkardık, babam camiye gider, o gelmeden önce annemle kahvaltıyı hazırlar, yeni kıyafetlerimi giyer, pencerede babamın gelmesini beklerdim. O kahvaltı sofrasının tadı bir başka olurdu.

Ardından anneannemlerde toplanır, teyzelerim dayımlar hep bir arada olurduk, diğer büyükleri de sırayla ziyaret ederdik, kuzenlerle mahalleyi gezer, şeker ve harçlık toplardık. Sonra topladığımız bayram harçlıklarımızla da istediğimizi alırdık.

Akşam lunaparka giderdik. Yıllar sonra okuyup doktor olduktan sonra kendisi gibi doktor olan eşiyle evlenmiş, bir kızı bir de oğlu olmuştu. Arife gününden yola çıkar, yaz kış demeden, yurt içi, yurt dışı fark etmez, çocukları da alıp seyahat ederdik.

Anne ve babamı seyahate çıkmadan önce arar, erken de olsa bayramlarını kutlar, öyle giderdim, onların da mutlu olacağını düşünürdüm. Bundan seneler önce bir Ramazan bayramı arifesinde yine onları arayıp bayramlarını erkenden kutladım ve çocuklarla birlikte yurt dışı bayram gezimize çıktık.

Döndüğümüzde acı haberi aldık. Anne ve babamı bayram sabahı elim bir kazada kaybettim, ne yazık ki yanlarında olamamıştım.” Ailesi tüm fedakârlıklarla doktor olmasını sağlamıştı ama o, onlara yardım edememişti. Bayram arifesi seyahate çıkmak yerine anne babasının yanında olsaydı onları kaybetmeyeceğini düşünüyor, vicdan azabı çekiyordu.

“Yıllar geçti devran döndü. Çocuklarıma da farkında olmadan bayramın seyahat etmek anlamına geldiğini öğretmişim ki, yıllardır beni örnek aldıkları için bayramlarda seyahate çıkarlar, gitmeden önce de ararlar, torunlarımla birlikte geçirdiğim hiç bayramım olmadı ne yazık ki.

Şimdi anne ve babamın bayramlarda neler hissettiklerini kendim yaşayınca çok daha iyi anlıyorum. Meğerse onları bırakıp gitmek ne kadar büyük bir hataymış.” Bayramlarınızı her zaman sevdiklerinizle beraber geçirin. Sevgiyle kalın.

Bir Bayram Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/bayram-mezarlikta-dikkatimi-ceken-yasli-kadini-uzaktan-9567/feed 0
Semer Hikayesi… http://www.hayretturkiye.com/koyun-yasli-semercisi-bekir-usta-9563 http://www.hayretturkiye.com/koyun-yasli-semercisi-bekir-usta-9563#respond Sat, 11 Aug 2018 00:31:39 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9563 Köyün yaşlı semercisi Bekir Usta vefat etmişti.

Semer Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Köyün yaşlı semercisi Bekir Usta vefat etmişti. Köydeki, civardaki tüm eşekler köy merasında toplandılar, tepinip anırıp sevinerek oynamaya başladılar. Yaşlı hasta bir eşek ağacın dibinde düşünüyordu. Onun o halini gören diğerleri yanına geldiler:

“Haberin yok herhalde, semercimiz öldü” dediler. Tecrübeli yaşlı eşek cevap verdi; “Ne olmuş öldüyse?” “Artık sırtımız yara bere olmayacak, özgür olacağız…” “Nasıl bir özgürlükmüş bu?”

“Semerci olmayınca artık sırtımıza semer yapılmayacak, kırda bayırda istediğimiz gibi dolaşacağız…” Yaşlı eşek gülmüş; “Şaşarım aklınıza, siz öyle sanın” demiş.

“Bugün sevinçle tepineceğinize aslında yas tutmalısınız. Bekir Usta iyi kötü sırtımızın ölçüsünü biliyor, bizi rahatsız etmeyecek sırtımızda yara yapmayacak semerler yapmaya çalışıyordu. Çok sevinmeyin yakında, yarın bir gün bekleyin, mutlaka gelecek.

Acemi semerci getirirler, sırtınız yaradan kurtulmaz. O zaman anlarsınız şimdi boşa sevindiğinizi. İyisi mi siz semerciden değil, eşeklikten kurtulmanın yolunu arayın. Eşek kaldıkça, sırtınıza bir semer yapan da semer vuran da bulunur.”

Eşek kalmamanın yolu egitimden geçer, lakin ahlakın olmadığı yerde, edebin olmadığı yerde de şu söz söylenir; Mektep cehaleti alır, eşeklik bâki kalır. Tahsilin de tek başına bir anlam ifade edemeyeceğini müthiş güzel bir şekilde ifade eden Yunus Emre ise; “girdim ilim meclisine eyledim ilmi talep ilim ta gerilerde kaldı ille edep ille edep” demiştir.

Günümüzde uygulanan eğitim sistemi maalesef insanların kişiliğinin geliştirilmesi üzerinde çok etkili değildir. Kişilik biraz genetik birazda doğup büyünülen ortamın özellikleri sonucu oluşur.

Bu nedenle birinin lisans mezunu olmasını bırakın o kişinin yüksek lisans veya akademik kariyer yapması o kişinin dengesiz, anormal, görgü kurallarına aykırı hareketler yapmayacağı anlamına gelmez (Bunları istisnai durumlar olarak görmek temennimiz).

Bu tür insanlara günlük hayatta çokça rastlanılır. Bu sözdeki doğruluk payı çok yüksek ve geniş bir kapsama alanı vardır. Hatta “bu söz evrensel bir nitelik taşır” bile diyebiliriz.

Haddini bilen insan ne oldum demez ne olacağım der. Ve ne olduğunu karşısındakilerin söyleyeceğini iyi bilir; “Sana bir kişi eşek derse gül geç, iki kişi eşek derse sırtına semer al.”

Semer Hikayesi… yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/koyun-yasli-semercisi-bekir-usta-9563/feed 0
Kebapçıdan Ders! http://www.hayretturkiye.com/kebabpci-brosurunde-ders-veriyor-9559 http://www.hayretturkiye.com/kebabpci-brosurunde-ders-veriyor-9559#respond Thu, 09 Aug 2018 14:09:45 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9559 Antepli bir kebapçının reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır…

Kebapçıdan Ders! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Kebapçıdan Ders; Antepli bir kebapçının reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır… “Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.

Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve Türkleri Çinliler, Japonlar gibi ekseriyeti bedenen sıska ve zayıf bir ırk haline getirmektir.

İcabi halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabi reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi? İç yağının, kuyruk yağlarının, kolestrol yaptığı palavradır. Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, ilk bakışta suntaya benzeyen diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir. Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye bir şey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir! Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!”

Dile getirilenlerin büyük bir bölümü çok doğru. Tüm dünya nüfusunu yaşam mücadelesi veren sıradan normal insanlar olarak görüp dış mihrakları bunların sırtındaki asalak kesim diye ayırıp bir daha değerlendirirseniz konu daha net anlaşılacaktır.

Asalaklar ve mağdurlar her yerde, sadece bize özel değil. Orantılar bizde ya da başka bir millette farklı olabilir ama sonuçta herkes bir şekilde dış mihrakların sömürüsüyle karşı karşıya. Yazıya saçma diyenler; Siz fast fooda diyet ve hazır yemeklere devam edin…

Kebapçıdan Ders! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/kebabpci-brosurunde-ders-veriyor-9559/feed 0
Cezanın da Cezası! http://www.hayretturkiye.com/erkekler-genelde-eslerini-dinlememekte-israr-9556 http://www.hayretturkiye.com/erkekler-genelde-eslerini-dinlememekte-israr-9556#respond Thu, 09 Aug 2018 12:40:59 +0000 http://www.hayretturkiye.com/?p=9556 Erkekler genelde, eşlerini dinlememekte ısrar ederler, sanki rütbeleri düşecek, veya eşleri terfi edecek gibi geliyor onlara, oysa, evlilik güçbirliğidir.

Cezanın da Cezası! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Cezanın da Cezası; Erkekler genelde, eşlerini dinlememekte ısrar ederler, sanki rütbeleri düşecek, veya eşleri terfi edecek gibi geliyor onlara, oysa, evlilik güçbirliğidir.

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır da derler. Ama bazen… bazen olaylar, durumlar çok farklı gelişebiliyor; Adamın biri arabada eşiyle birlikte giderken trafik polisi durdurup, ehliyet ve ruhsatını istemiş.

Trafik polisi ruhsatı incelerken adam dayanamayıp sormuş; “Affedersiniz memur bey, bir kural hatası mı yaptım acaba?” -Evet, emniyet kemerinizi bağlamamışsınız. Tam o sırada eşi müdahale etmiş; “Memur bey, çok haklısınız yazın cezayı da aklı başına gelsin.

Siz bu adam bilmezsiniz memur bey, neler çekiyorum ben bunun inadından. Ben ne dersem her zaman tersine yapar. Bir türlü beni dinlemez. Daha evden çıkarken emniyet kemerini bağla dedim.

Sırf ben dedim diye bağlamadı. Sonra köşeye dönüp anayola çıkarken yine uyardım. Bak emniyet kemerini bağla dedim, inat etti yine bağlamadı. Siz bu adamı bilmezsiniz öyle inat öyle inat ki, bir bir türlü beni dinlemez.

Ona dedim ki, bak birazdan trafik polisi karşımıza çıkarsa, ya bizi durdurursa ne yapacaksın? Al işte dediğim oldu. Ödesin de cezayı aklı başına gelsin. Beni dinlemezse daha çok cezalar öder, çok perişan olur.

İşte bu adam böyle bir adam, evlendiğimizden beri beni bir türlü dinlemez. Öyle inat, öyle inat ki…” Trafik polisi, kadının daha fazla konuşmasına meydan vermeden, el işareti ile kadını susturarak adam ehliyet ve ruhsatını uzatmış; “Beyefendi, buyurun ehliyet ve ruhsatınızı, gidebilirsiniz.”

Adam şaşırmış ve de sevinerek teşekkür etmiş ama dayanamayıp sormuş, “neden ceza yazmadınız?” diye. Memur cevap vermiş; “Size zaten Allah bir ceza yazmış ömür boyu. Bir de ben ceza yazmayım, cezanın da cezası olmasın.”

Cezanın da Cezası! yazısı ilk önce Hayret Türkiye üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://www.hayretturkiye.com/erkekler-genelde-eslerini-dinlememekte-israr-9556/feed 0