Hayret Türkiye

Devamını Oku…

Adam pek başarılı olmayan bir ressamdır. Neticede resimlerini satamaz, sttığıda ucuza gider, sefalet içinde, kıt kanaat bir hayat sürer.

Devamını Oku…
05 Nisan 2018 - 17:22 'de eklendi ve 1726 kez görüntülendi.


“Sen Hiç Deniz Gördün mü?”

Adam pek başarılı olmayan bir ressamdır. Neticede resimlerini satamaz, sattığı da ucuza gider, sefalet içinde, kıt kanaat bir hayat sürer.

Bir gün esli bir okul arkadaşı bunu ziyaret eder, kendisi gazetecidir. Havadan sudan muhabbet devam ederken gazeteci olan arkadaşının haline acır;

Gel seni ünlü bir ressam yapayım, paraya para deme”. Adam hem şaşırır hem merak eder “nasıl olacak o iş?”diye sorar. Gazeteci şöyle etrafı gezer bir yığın tablo var, bir kısmı da bitmemiş;

“Bak burada yeterince malzeme var , yarım olanlar falan hiç önemli değil, Her şeyi ben organize edeceğim, bütün masraflar bana ait, Bir para kaldıracağız, aklın almaz birde ünlü olacaksın, yalnız hasılatı yarı yarıya kırışmak şartıyla”

Adam anlayıp dinlemeden “Olmaz o iş, bunca yıldır resim yapıyorum bir yere gelememişim, sen nasıl yapacaksın” Deyince gazeteci parlak fikri için birde ressamı ikna etmek için uğraşmış



“Ya dostum kaybedecek neyin var, gel beni dinle, cebinden paramı çıkacak, ya tutarsa diyorum ve kesin tutacak, ben milletin nabzını tutuyorum, neye nasıl tepki verirler iyi bilirim” deyince ressam düşünmüş biraz tamam demiş.

Gazeteci hemen hazırlıklara başlamış ilk iş bir ay sonrasına gün belirleyip sergi salonu kiralamış ressama bir ay içinde top salak bıraktırmış, yuvarlak çerçeveli bir gözlük bir bere safari gömlek pantolon 2. el.

Birde pipo ayarlamış vakit yaklaştıkça ressama antreman yaptırmaya devam etmiş, nasıl konuşacak nasıl davranacak. Bu arada tek cümle söylemesini tembihlemiş ne sorsalar arkasından da ne deseler tek cümle söyle ve küçümser bir tavırla arkanı dön git “Sen hiç deniz gördün mü?”

Bu arada gazetecinin her yerde ilanları afişleri, duymayan haberi olmayan kalmamış.Falanca akımın temsilcisi ünlü ressam filancanın sergisi diye. Büyük gün gelip çatmıştır.

Davetliler, basın, galeri patronları, yeni zengin olmuş züppeler, “Aman da kültürlü olalım”, diyenler, kültürü yılların birikimi değil çarşıdan pazardan alınan bir şey zannedenler, “Zamanı gelince yaparız”, diyenler. Ve sergi açılmış, ressam tabloların hatta bazı bitmemiş resimlerin bile üzerilerindeki uçuk fiyatları görünür şok olmuş.

Entel entel elinde pipo dolaşırken birisi “üstadım bu manzaradaki renkler sanki doğal olmamış sizce de öyle değil mi?”deyince adama dönüp ” sen hiç deniz gördün mü?” demiş.
Adam afallamıştır.

Soru bir dağ manzarası ile ilgilidir. “Ama beyefendi , bu resim, yani dağın tonlarını diyordum.” derken sözünü kesip tekrar: “Sen hiç deniz gördün mü?” der ve arkasını dönüp gider.Adam resme dönüp bir daha bakar. Sanki farklılaşmıştır.

Evet ortada belki deniz yoktur ama, üstat hangi denizi kastediyor, hayalinde bir deniz göremeyen bir insan olarak dağın tonlarını nasıl eleştirebilir ki? Resim sadece görüleni mi anlatır oysa, Ya görülmeyenler, onları çağrıştıramaz mı?

Renkler ille de her şeyin doğasını yansıtırsa fotoğraftan ne farkı kalır resmin? Bu sanatın ruhu nerededir? “Arkasından seslenerek “Özür dilerim üstat”, der ve hemen bir işaretle yardımcısını yanına çağırır, resmi satın almak istediğini, gerekli işlemleri yapmasını söyler.

Nasıl olduğunu anlamamıştır ama bir tablo satmıştır. Onun yanında da olaya şahit olanlar benzer tabloları adeta havada kaparak almaya başlarlar.

Şık giyimli bir bayan bir resminin önündedir, ustalıkla tamamlanmamış bir resimdir. Kadın ressamı görünce; “Oh, üstat, iyi ki geldiniz. Ben size şeyi soracaktım.

Bu eseriniz, sanki anlatılacak şeyler varmış da anlatılmamış gibi geldi bana” deyince, derin bir pipo nefesi ve derin bir bakışın ardından ölümcül soru gelir: “Sen hiç deniz gördün mü?” kadın şaşkın “Pardon?” tekrar “Sen hiç deniz gördün mü?” der arkasını döner gider.

Kadın düşünür “İşte sanatçıyla benim farkım. Ben resmin görünenini görebiliyorum. Arkasını göremiyorum. Oysa o ruhuna iniyor. Belki anlatmak istediklerini çizmek zorunda bile değil. Daha üstadın kastettiği denizi göremeyen ben fırçanın kıvrımlarındaki duyguyu nasıl algılayabilirim? Alıyorum. Kaç paraysa. Sanata fiyat biçilmez”

Ve sonra bir başkası, bir başkaları, ikinci günde daha başkaları derken yarım yamalak tuvaller dahil hepsi satılır. Akşam olur iki arkadaş masaya karşılıklı otururlar ortada bir çanta dolusu para vardır. Gazeteci keyiflidir,

“bak gördün mü ben sana demedim mi hem ünlü oldun hemde bir ton para kazandık hadi çıkar şunları da paylaşalım” der. Kendini iyice havaya kaptıran ressam pipo ağzında ayağa kalkar para çantasını alıp ” sen hiç deniz gördün mü?” der ve arkasını dönüp gider.



Her gün paylaştığınız faydalı bilgiler, haberler ve ibretlik ders veren hikayeler
  • ana sayfanıza düşsün istiyorsanız aşağıda yazan BEĞEN butonuna basın ve
  • Facebook sayfamızı beğenin...
  • Sayfamızı Beğendiğiniz İçin Teşekkür Ederiz.

Etiketler :

Bunları Gördünüz mü?

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER